18 Aralık 2016 Pazar

Nehir

Merhabalar
Son bir senede olduğu gibi bu hafta da gündemimizde çok ağır olaylar var.Bunların bahsedilmesi konuşulması ve üzerine bir şeyler yazılması gereken konular olduğuna inanıyorum.Ama şuan değerli vaktinizi bana ve yazıma ayırıyorsanız size öte yandan devam eden hayattaki güzelliklerden bahsetmek istiyorum.Bu haftaki yazım Ankara Devlet Tiyatrosu'nda oynanan Nehir ile ilgili.


   Oyunu yazan Gülşen Karakadıoğlu,yöneten Vacide Öksüzcü,oyuncular İjlal Seper ve Özlem Gül.80li yılların Türkiyesi'nde rejime yönelik olayların yarattığı büyük sıkıntıların iki kadının hayatındaki etkisi anlatılıyor.İşkenceler.''Acı unutulabiliyor.Beden daha çabuk sarıyor yarasını ama ruhundan silip temizlemek,kurtulmak hiç kolay değil.''diye anlatıyor kadın yaşadıklarını.
   Oyunu izlerken bunalıyordum bazen,dinlediklerim ağır geliyordu.Hayal etmesi güç işkence betimlemeleri,çekilen acının fazlalığıyla orantılı bağırışlar,seni takip eden birinin olduğunu düşünme tedirginliği,aranan biri olma korkusu.Hepsini bu oyunda o kadar büyük bir yetenekle oynuyorlar ki biz izleyciler Oda Tiyatrosu'nun o küçücük alanında aynı anda nefes alıp vermeye başlıyoruz.
   İki sene önce,2014'de de izlemiştim bu oyunu.Belki 300 defa oynadılar ama yine aynı motivasyonla oynuyor İjlal Seper ve Özlem Gül.Ben yaşandığını bildiğim tüm bu
anları tekrar hissediyorum.Bildiğim bir kurguyu aynı heyecanla bekliyorum.Oyunda kullanılan müziklerin tadı da damakta kalıyor hakikaten.(Amalia Rodriguez,İnti İlimani,Victor Jara)
   Oyunu en son ne zaman izleme fırsatınız olur bilemiyorum ama mutlaka gitmeniz gerektiğini düşünüyorum.Hali hazırda Ankara'da da oynarken bir bakınız derim.
 

10 Aralık 2016 Cumartesi

   Büyük insanlık gelişiyor ama pek de beklemediğimizi düşündüğümüz bir şekilde.Büyük balık küçük balığı yiyecekse,küçük balık sürüsünü nasıl yiyeceğini düşünmeyi öğreniyor.Ne zaman pusuda beklemesi gerektiğini,hangilerinin etinin tatlı olduğunu,gerekirse onları daha lezzetli yapacak şeylerin ne olduğunu,nasıl uygulandığını öğreniyor.
   İşini çok sağlam yapıyor büyük insanlık.''Başarının anahtarı yolundan sapmamaktır.'' düşüncesini hemencecik kabullenip amacından sapmamak ve ona en kestirme yoldan gidebilmek için her şeyi yapıyor.İdil Sivaslı denilen bir büyük insanlık örneği de iki aydır bunun en güzel örneğini sergiliyor aslında.
   Kendini fazlaca inandırdığı 'meşguliyet' batağından çıkmayı bir türlü beceremiyor.Önündeki yolları sonlandırmaya çalışırken yoldaşlarına bir selam vermeden koşuyor,koşuyor,koşuyor.Sona doğru nefessiz kalıyor,biraz daha dirençle yolu bitirmeyi başarıyor.Ama bunalım ve nefes darlığı hala sürüyor.İçinde hissettiği vefasızlık ve yoldaşlarından ayrı kalmanın hüznü ile.İşte iki aydır da kafasında kurup kurup hasret kaldığı yoldaşlarına büyük bir selamla önüne çıkacak diğer yola onlarla devam etme gibi bir karar alıyor.
   Büyük insanlık dedik,gelişiyor ve çokça değişiyor haliyle.Güzel geçen gençlik günlerini de bir değişimle ''Bugünümde Gençlik'' adı altında yazmaya devam ediyor.Her anı değerli bu yolculukta umudu yitirmeyenlere kocaman bir selamla.
   Burada olup sizinle kelimeleri paylaşmak muazzam bir şey.Birlikte olacağımız nice yollara diyorum.Umutla kalın,sevgiyle nefes alın.



BÜYÜK İNSANLIK
Büyük insanlık gemide güverte yolcusu
                                        tirende üçüncü mevki
                                        şosede yayan
                                        büyük insanlık.

Büyük insanlık sekizinde işe gider
                                        yirmisinde evlenir
                                        kırkında ölür
                                        büyük insanlık.

Ekmek büyük insanlıktan başka herkese yeter
                                        pirinç de öyle
                                        şeker de öyle
                                        kumaş da öyle
                                        kitap da öyle
            büyük insanlıktan başka herkese yeter.

Büyük insanlığın toprağında gölge yok
                                        sokağında fener
                                        penceresinde cam
ama umudu var büyük insanlığın
                                        umutsuz yaşanmıyor. 

Nazım Hikmet RAN
 

30 Eylül 2016 Cuma

Eylül 2016

   Yaz bitti bitiyor derken tatile en acı vedayı edip okula döndüğümüz Eylül ayını da düzene uymaya çalışma,bundan dolayı yorulma ve onuncu sınıfa giriş yapma telaşıyla bitirdim.Bu kalabalığın arasında bir düzen sahibi olmanın gerek okuma alışkanlığına gerekse de okuduğunu anlamada önemli bir rolü olduğunu anladım.Zamanın bol olduğunu düşündüğüm yaz aylarında dört kitap okuyorken bu ay da yedi kitap okumuşum.



1)Emrah Serbes-Erken Kaybedenler
   Erken Kaybedenler Emrah Serbes'in yıllar önce çıkarmış olduğu ve benim de kitaplığıma dört sene önce eklenen bir kitap.İlk edindiğimde okuyup hayran kalmıştım ve bu tarz kitapları bazen gündemime koymak da daha zevk verici oluyor.İçinde erkek çocuklarının kaybediş hikayelerini barındıran bu kitabın büyüleyici bir dili var.Okuduğunuz her satırın sahip olduğu derin anlamlara erişebilmek zor olmuyor ve bu nedenle kitap da bir çırpıda bitiyor.Dördüncü defa da olsa okurum ve okturum.

2)Şemsettin Sami-Taaşuk-ı Talat ve Fitnat
   Çoğumuzun adını Edebiyat derslerinden bol bol duyduğumuz ve kişisel olarak bu sürekli tekrarlana durumundan dolayı bir türlü okumaya elimin gitmediği bir kitaptı ama bitirdikten sonra bu geciktirme için çok pişman oldum.Çünkü mükkemmel bir kurguya sahip ve önceden kaygı duyduğum dilin sadeliği konusunda hiçbir zorluğu yok.Taaşuk-ı Talat ve Fitnat'ta anlatılan aşk ve hasret beni yaptığım bir çok hatayı görmemi sağladı.Her ne kadar 'Boş okumak' kavramından pek hazetmesem de .

3)Haldun Taner-Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım
   Haldun Taner,yaşadığı dönemi muazzam bir şekilde incemeliş,gözlemlemiş ve eserlerine de aktarmış bir yazar.Öyle ki çoğunlukla bu eserleri okurken ve izlerken sanki bizden birini,içimizi ve herkesi görüyorsunuz.Bu içtenlik de ona olan samimiyeti ve saygıyı arttırıyor aslında.Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım iki yıl önce Haltun Taner'i anma etkinliklerinde Ankara Devlet Tiyatroları'nda izlediğim bir oyundu ve ilk denemem olan 'izledikten sonra okuma' işinin ne kadar keyifli olduğunu gördüm.Sahne perdesinin iki kitap kapağı olduğu bu olayda,Firuz ve Vicdani'yi her sayfada tekrar gördüm,hissettim ve rahatsız edici bir memnuniyetle 'ne kadar da günümüz' diyerek bitirdim.Herkesin kendisini okuması için yazılmış.Ertelenmemeli.


4)Halil Cibran-Gezgin
   Yaşam üzerine yazdılarını incecik kitaplarda toplayan Halil Cibran bunda da bir gezgin oluyor ve tekrar okumalık kısa deneyimlerini bizimle paylaşıyor.Gerek dili gerse anlattıklarıyla bol bol düşünmenizi sağlıyor ve sizi farklı açılardan bakmaya itiyor.Lakin Gezgin'den aldığım zevkin Ermiş geçtiğini söyleyemeceğim.



5)Ahmet Ümit-Elveda Güzel Vatanım
   Son günlerde ülkemizde yaşanan karışık olaylardan dolayı bir çok şey değişti,kitapçı rafları da.Ben de uzun zamandır almak istediğim bu kitabı zamanıdır diyip almıştım indirimden.558 sayfa olması ve konusunun ilgisini çekmeyeceğini düşündüğümden biraz zorlanmıştım başlamakta ama Ahmet Ümit'in sade ve akıcı dili Osmanlı'nın sonunda yaşanan olayları güzel bir kurguyla bize aktarıyor.
''Sahi nedir vatan?Bir toprak parçası mı,uçsuz bucaksız denizler,derin göller,yalçın dağlar,verimli ovalar,yemyeşil ormanlar,kalabalık şehirler,tenha köyler mi?Hayır,bütün bunların öytesinde bir anlam taşır vatan.Ne sadece toprak parçası,ne su havzaları,ne ağaç silsilesi...Annemizin şefkatı,babamızın saçlarına düşen ak,ilk aşkımız,doğan çocuğumuz,dedelerimizin mezarıdır vatan...''

6)Raymond Radiguet-Orgel Kontu'nun Balosu
   Zeplin Yayınları'ndan edindiğim bu kitap,Fransız yazar Raymond Radriguet'in ölümünden biraz önce yayınlanan bir kitabıdır.Aristokrat olan Orgel Kontu ve eşinin bir sirk arkasında biriyle tanışması ve yalanlarla dolu bir ilişki başlatmaları üzerine kurulmuş bir hikayesi var.Muhtemeden çevirideki ağırlığından dolayı kitabın içine pek girememiştim ama aynı yazarın bundan başka tek eseri olan İçimizdeki Şeytan'ı da hemen okumak ve görüşümü netleştirmek istiyorum.

7)Halil Cibran-Mezcup
   Yine yaşam üzerinde bazı anları kısa bölümlerle ince bir kitap haline getiren Halil Cibran'ın bu ay okuduum ikinci eseri.Muhtemelen ardarda okumuş olmamdan,ikisi arasında pek fark göremedim.Mola kitabı olmak konusunda güzel adaylar.

   Eylül ayının ilk yarısında merhaba dediğim yeni düzenimde hareketli günler geliyor.Diğer yazımda sizi Devlet Tiyatroları'nın 2016-2017 sezon oyunlarıyla karşılayacım ve herkesden daha çok heyecanlıyım.
Sanatın ve kitabın rüzgarıyla kalın.Görüşmek üzere.
 

24 Eylül 2016 Cumartesi

Obzor,Bulgaristan 2016

   Yeni eğitim öğretim yılının ilk haftasını bitirdikten sonra size bu yaz katıldığım bir programdan bahsetmediğimi hatırladım.Yaklaşık bir ay önce benimle birlikte altı Türk,Obzor'deydik.
   Obzor;Bulgarsitan'ın doğusunda,Varna yakınlarında bir tatil beldesi.Küçücük ve çok samimi bir merkezi var çoğunu tatilcilerin oluşturduğu yakşalık 2000 kişilik bir nüfusu var.
   Bizim de bu küçük kente yolumuz Erasmus+ sayesinde düştü.Beş ayrı ülkeden öğrenciler(Yunanistan,Bulgaristan,Makedonya,Romanya ve Türkiye)'Be Healthy,Be Happy' adlı sağlıklı yaşam programında biraraya geldik.Bu program bizlerin nelerle beslendiğimiz hakkındaki bilgilerimizi arttırmak,bunların yol açacağı metabolik hastalıkları öğrenmek,bu öğrendiklerimizi de bazı yollarda uygulamaya alışmak amacıyla düzenlenmişti.
   Yaklaşık kırk kişi dokuz günü boyunca bu konular hakkında sunumlar dinleyerek,hazırlayarak,biraraya gelip yeni fikirler üreterek ve bunları projeye çevirek harcadık.Bunlardan daha da önemlisi Türkiye'ye geri döndüğümüzde arkamızda kalan programın gönüllülük hissiyatından dolayı ne kadar samimi dostluklar edindiğimizi fark etmemizdi.
   Video ekibi sıfatıyla bulunduğumuzdan solayı bol bol reflection hazılayıp hafızlarımızı doldurduk.Ardından da youtubea bakıp 'Ne güzel günlermiş' diyebileceğim videolarım oldu.İzlemek isterseniz Linki aşağıya bırakıp yazımı sonlandırıyorum.Güzel tanışmalara sebep olacak mekanlardan daha fazla bahsetmek üzere,hoşçakalın.
  https://www.youtube.com/watch?v=XdLDvplnHAk&list=PLk6X9_HcncIBAefizeT_RkMnnZvd9KEym&index=1

7 Eylül 2016 Çarşamba

Ağustos 2016

   Dört şehir gezdiğim,yorgunluktan elime kitapları zor alabildiğim,yine Ankara'da olmadığımdan dolayı geciktirdiğim Ağustos yazımla merhaba.Bir yandan yaz bitiyor telaşı bir yandan yorgunluk,hava derken derken bir çok bahaneyle bu ay da istediğim kitapları okuyamadım;

1)Yekta Kopan -İpekli Mendil
   İncelemesini buradan bulabilirsiniz.





2)Tomris Uyar-Sekizinci Günah
   Tomris Uyar'ın bu kitabında sekiz farklı öykü var ve bu öykülerdeki sırlar çözülüyor.Okurken kelimelerden çok zevk aldığım hemencecik de bitirdiğim bir kitaptı.Tomris Uyarla ilk tanışmam.


3)Tezer Özlü-Kalanlar
   Edebiyatımızın çok öenmli simlerinden biri olan Tezer Özlü,bu kitabında ölümü her solukta hissettirerek sevdiği yazarların kentlerini ziyaret ediyor bunlar hakkında kısa kısa cümleler,bazen paragraflar ve sayfalar yazıyor.Aralarındaki uyuma kendinizi kaptırmışken kitap bitiyor,incelğine inanamayacağınız şeyler okumuş oluyorsunuz.


4)El Jamis-Grey
   Ayın ortasında evde olduğum ve sıcaktan hiçbir şey yapmak istemediğim zaman çabucak biter diye düşündüğüm bir kitaptı ve aynen de öyle oldu.Sadece bu malum bölümlerin biraz fazla olması işin heyecanını kaçırdı gibi.Yani sonlara doğru biraz sıkılmış olsam da hop diye bitiveren bir eser kendileri.








Bu ay başlayacak yeni eğitim öğretim dönemi için herkese bol şans.Kendinize ve kitaplara iyi bakın.
 

24 Ağustos 2016 Çarşamba

ANTALYA-Meeting My Neighbours Video Fest

   Merhabalar efendim.Bu yazıyı yazmama sebep olan hikaye aslında beş ay öncesine dayanıyor.Sınıf arkadaşlarımızla video kurgulama,çekmeye ve editlemeye yönelik kurduğumuz grubumuz System&Generation (Sistem Jenerasyon Derneği)'nin yarışma duyurusuyla bir çalışmaya giriyor.Birkaç haftalık çabalardan sonra konusu sığınmacı komşularımız olan bu videoyu tamamlıyoruz ve yaklaşık bir ay sonra bu yarışmada üçüncü olduğumuzu öğreniyoruz.

   Daha sonra bu video festivalinin üç sponsoru olduğunu ve videolarımızı izletmek için iki ayrı şehri daha ziyaret edeceğimizi öğreniyoruz.İlk durağımız;Antalya.

   Hem ekibimizin sınıf arkadaşlarımızdan oluşması hem de bambaşka bir ortamda bulunmanın heyecanıyla yola çıkıyoruz.6 Ağustos'ta Akdeniz Üniversitesi Sosyal Tesisleri'nde üniversitelilerle birlikteyiz.
   Eğer bu kısa Antalya ziyaretinin turistik açıdan bakarsak kaldığımız misafirhane,kampüsün içerisinde Güzel Sanatlar Fakültesi'nin yakınlarında bir yerdi.Bünyesinde bulundurduğu bir çok kaliteli hizmetin sadece havuzundan yararlanabildik.Kısa bir mola için hepimize çok iyi gelmişti.
   Konyaaltı plajına otobüsle beş dakika olan mesafeyi yürümek zorunda kalmıştık ama plajın sakinliğinin ve denizin hırçınlığının bizde yarattığı güzel etkinlik için değerdi.Ardından ilk gördüğümde 'Burayı nasıl yürüyeceğiz ya insan çıkamaz ki.' dediğim falezi tırmanıyoruz ve tepede merkeze çıktığımızda tatilcilerin akşam kaçtığı renkli sokaklarda oluyoruz.

   Bu noktadan toplu taşımayla ulaşımımızın çok kolay olduğunu söyleyemeyeceğim ama klimalı otobüs durakları ve ultra klimalı otobüsler beklediğiniz anların anında unutulmasını sağlıyor.
   Burada belitemediğim bir çok arka planıyla iki günü sonlandırıyoruz.Şimdi de diğer durağımız olan Eşkişehir'e hazırlık yapmak üzere noktayı koyuyorum.

   Youtube kanalıma koyduğum videoyu da bu linkten izleyebilirsiniz.

https://youtu.be/C8Wk7J6QLV4


18 Ağustos 2016 Perşembe

#12 (Yekta Kopan-İpekli Mendil)




''Yekta Kopan'ın Eşik Cini dergisinde başlayıp işinin ehli bir ekiple,uzun uğraşlar neticesinde genişlettiği bir çalışma İpekli Mendil.Tanzimat döneminden bugünün genç yazarlarında yüzlerce ismi,öykülerinden alıntılanmış maddeler çerçevesinde,sözlükçü titizliğiyle bir araya getiriyor.Tanıdığımız isimlere yeni bir gözle bakmamızı sağlarken gözden kaçırdığımıza hayıflanacağımız eski ustalarla tanıştırıyor ve nihayet bugünün genç ustalarını bize takdim ediyor.'' (Arka Kapak)



   Son dönemlerde hepimizin internetteki vaktinden belli süreler ayırdığı ve zevk alarak okuduğu sözlükler var hayatımızda.Bir şeyleri tanımlayabilme ve onlara binlerce farklı açıdan bakarak tanımaya çalışma işinden yola çıkmış bu internet sitelerini anımsatmıştı bana İpekli Mendil rafta ilk gördüğümde.İçerik aslında pek de tahmin ettiğimden farklı değil,İpekli Mendil bir sözlük;bir öykü sözlüğü.Bu sözlükte yapılan tanımlar Türk Edebiyatı'na eskiden eserler vermiş ve hala vermekte olan yazarlara ait;bazen kendi öykülerinden alınan bir alıntı,bazen editör Yekta Kopan'ın sözcükleriyle yapılmış bir özet oluyor.Bir şeyler yazmanın temelini oluşturan anlatma çabası zaten tanım yapmaya zorluyor ve dikkat ederek baktığımızda okuduğumuz şeylerden bir çok tanım çıkarabiliyoruz aslında.Yekta Kopan bunlara dikkat edip,bilhassa araştırıp inceleme işini kendine bir görev edinmiş ve arşivleri tarayıp metinleri çıkardıktan sonra önümüzde çok güzel bir eser sunmuş.
Alfabetik sıraya göre dizilmiş olan bu tanımlar bazen somut bir varlığı,nesneyi bazen yazarın bize bıraktığı bir imgeyi ya da bir olguyu anlatıyor.Bu tanımları okurken aynı zamanda bir çok yazar hakkında fikir edinmiş ve okunacaklar listenizi de kabartmış oluyorsunuz aslında.Aynı zamanda öncesinden bildiğiniz öykülere denk geldiğinizde de tekrar okumuş ve daha tatlı bir haz duymuşçasına sevinebiliyorsunuz.
   Her sayfasından büyük keyif aldığım bu kitabı(sözlüğü)hepiniz edinmelisiniz.Yoğun bir sınav haftasında rafları karıştırırken 'iki satırlık' nefesleri bol bol aldıracaktır.(Bitmediyse D&R'in Can Yayınları 5 tl indirimden edinebilirsiniz.)


31 Temmuz 2016 Pazar

Temmuz 2016

    Yazın en kavurucu sıcaklarının yaşandığı temmuz ayını da tatillerle geride bıraktık.Bir buçuk hafta boyunca şehir dışında olduğum için okuma hızım beklediğim gibi değildi ama yine de dört kitap okuyabilmişim.




1)Rauda Jamis-Frİda Kablo Ask ve Acı
Yorumumu blogda bulabilirsiniz.




2)Amin Maalouf-Uzaktan Aşk
   Maalouf'dan hic görmeden sevdalanan ve hasreti için siirler, şarkılar yazan bir aşığın hikayesi.Bu hikaye su zamana kadar bir çok sahnede opera olarak sahnelenmiş.Umarım bir gün biz de izleyebiliriz.
3)Gabriel Garcia Marquez-Kırmızı Pazartesi
    İkinci kez okuduğum bu İspanyol edebiyatının çok bilinen eseri bana yine biraz ağır geldi.Bir cinayet romanı diyebileceğimiz bu tarz kurgular pek bana göre değil ama dilinin de çok yalın olduğunu söyleyemeyeceğim.Üçüncü kez daha okuyacakmışım gibi geliyor.
4)Pablo Neruda-Kuşlar Sanatı
   Her bir kuş türüne bir şiir atfeden Neruda,yine çok güzel imgelemelerle kuşlara pek sempatisi olmayan benim bile keyif alarak okumamı sağladı.Çeviri olduğu için bazı şiirleri çok benimseyemesem de bir çırpıda bitti ve çok da keyifliydi.

   Yedinci ay da boyle terleye terleye bitti.Ağustosta daha çok gezip,okuyup,ferahlamamız dileği ile.

20 Temmuz 2016 Çarşamba

#11 (Rauda Jamis-Frida Kahlo Aşk ve Acı)





Everest Yayınları
1982
304 sayfa
---


''Durmaksızın ötekileştirilen hayatında kaderine razı olmayı değil,efsane olmayı seçen Frida,ölümü de yaşamı gibi başında çiçeklerle her zamanki güzelliğiyle karşılamıştır.''(Arka kapak)

   Çağımızda da şöhretini hala koruyan ve binlerce hayranı olan sürrealist ressam (her ne kadar kendisi sürrealist iddialarına ''Unutmayın,düşlerimi değil,kendi gerçeğimi resmediyorum ben.''diyerek karşılık verse de);Frida Kahlo.Acıyla nasıl yaşanılabildiğini öğreten ve bu yaşamı çiçekli portrelerle süsleyen bir yüreğin biyografisi.
   Kitapta yapılan üçüncü kişili anlatımların haricinde aralarda Frida'nın kendi ağzından olan bölümleri,Alejandro'ya ve Diego'ya yazdığı mektuplar da bulunuyor.Biyografi okumaktan çok haz etmeyen bir insan olarak bu kitapta sanki bir kurgu okuyormuş gibiydim.Çok ilgi çekici olan bu yaşama şahit olmak;yazarın anlatımıyla daha da zevk alınacak hale gelmiş.
   Belki giriş bölümünün biraz uzun sürdüğünü söyleyebilirim ama yine de bahsettiğim mektuplar yardımıyla hız kesmeden okunabilir noktaya geliyor.En son sayfadaki renkli fotoğrafarın olduğu sayfalara da bol bol gidip geldim.
   Aşk ve Acı'yı birkaç hafta önde D&R'in 10tl indiriminden almıştım muhtemelen kampanya hala devam ediyordur.Etmiyorsa bile;her zaman hakkında bir şeyler duyduğumuz ama tanıyamadığımız bu güzel kadını öğrenmek amacıyla hemen edinmenizi öneriyorum.

   Bunlar da benim altını çizdiğim cümleler;
''İnsan zaten kendisinin celladıyken,başkalarının cezalarına nasıl aldırmazlık edebilirdi ki?''
''Başıma gelen en iyi şey,acı çekmeye alışmaya başlamam.''
''İsyan etmek isterdim ama yıkım öyle yoğun ki edemiyorum.''
''Çektiğiniz acı,resimlerinizde bir şiire dönüşmüş.''
''Sezgi ve duyarlılık gücüne sahipti,işte bu yüzden şairdi.''
''Bence insanın acısını gömmesi,içten içe o acı tarafından,bulanık ve anlamsız yollardan geçerek kemirilmesi demektir.''
''İyileşmek mi?'' dedi Frida ''Ama ben hasta değilim ki,kırık döküğüm.Aynı şey değil,anlıyor musunuz?''

16 Temmuz 2016 Cumartesi

Geçirdiğim en uzun gece. 16 Temmuz 2016

   Akşam olmuş,bir mısra fısıldıyor;
 ''Bu dünyada yaşamak can sıkıcı bir şeydir baylar.''
   Şiirler okuyorum,yaşamın ne kadar büyüleyici olduğunu düşünüp hayran kalıyorum bir defa daha.
   Sonra bir mesaj sesi 'Neler oluyor?'
   Evdekiler birbirine soruyor 'Savaş mı çıktı?'
   Beş dakika sonra hepimiz televizyonun karşısında şaşkınlıkla bekliyoruz.Durumun öyle bir tuhaflığı var ki ben en son televizyon ekranına böyle baktığımda Sihirli Annem izliyordum,ailecek en son ilkokuldayken bir arada televizyon izlemiştik.
   Olayı kavramamız uzun zaman alıyor.Ekranda jetlerden bahsederken kulağıma dışarıdan sesler geliyor.Canlı bir filmdeymiş gibi bakıyoruz etrafımıza.
   Yapılan açıklamadan sonra öğreniyoruz ki bir 'darbe girişimi'ne tanık oluyormuşuz,saniye saniye.Sonra üst üste videolar geliyor,mesajlar yağıyor ve birden Trt'de bir sessizlik.
   Durumun getireceği sonuçları tahmin etmeye çalışıyorum,kendimi parçalara ayırıp saklayasım geliyor.Korkuyorum.
   Kulaklarımdaki sesler devam ederken,yayın birden tekrar başlıyor.Spikerin sesi bedenimde titremelere yol açıyor.Kafamda sahneler dönüyor,ekrana kilitlenmiş bir millet; V For Vandetta.
   Filmi izlerken ileride bir gün onun oyuncularından olacağım aklıma hiç gelmemişti doğrusu.
   Bildiri sonlanıyor evdeki herkes birbirine ''Neler oluyor,bundan sonra ne olacak?'' der gibi bakıyor.
   Sonrasında hızla gelişen olaylar;durmayan uçak sesleri,sokaklardaki tanklar.Ve birden sokaktan sesler geliyor;tekbir sesleri.Aslında ürkmemem gerek çünkü sokaklarda hürriyet var;sokaklar halkın sesi,özgürlük marşlarını söylediğim zamandaki evim.Ama aklıma askerler geliyor,silahlar geliyor ve titriyorum korkudan.Bu gecenin sabahı olacak mı acaba?
   Gözlerimden üzüntü ve uyku birlikte akıyor,ama her şey o kadar hızlı gelişiyor ki sabah uyandığımda süprizle karşılaşmamak için direniyorum televizyon karşısında.Bomba haberleri geliyor.Hayatımın en güzel anlarında sokakta yürürken bana eşlik eden bombalar.Ne zaman bitecek diye düşünmekten yorulduğumuz.
   Ekranımızı askerler sarıyor,filmdeki senaryo böyle gitmiyordu oysa.Yüz ifadeleri daha farklıydı o zaman.
  Kulağımda camiden gelen sesler.Geceleri ürktüğüm ses daha korkunç geliyor.Sokakların fotoğrafları önümde ve düşünüyorum nerede kardeşlik ve hoşgörü,nerede hep yazılan ama bir türlü uygulanmayan.
   Sonra yoruluyorum.Hayran kaldığım 'yaşamak' olgusunda en kötü gecemi geçirdiğim için.Yoruluyorum,güzelim toprakları yetiremediğimiz ve insanlığın en başından beri kırdığımız için.Yoruluyorum,sela seslerini ve uçak sesleri duymaktan yoruluyorum.
   Şair tekrar mırıldanıyor o zaman;
''Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
ve dağılmış pazar yerlerine memleket.''
   Söz şahit oluyor geceme,hayatımı not ettiğim blogumda da 'geçirdiğim en uzun gece'.

30 Haziran 2016 Perşembe

Haziran 2016

Bunlatıcı sıcaklarıyla bize 'Hoşgeldin' diyen haziranın sonuna geldik.Dopdolu bir aydı fakat ben bu ay kitaplara vaktimi çok ayıramadım.Diziler ve filmler benimle birlikteydi bu ay ve yanında da dört tane kitap;
1)Halil Cibran-Ermiş
   Bu kitabın ismini hepiniz gibi ben de çok duymuştum.Bir ilahi varlık var ve aşk,tutku,zaman gibi bir çok olguyu tanımlıyor.Bütün sayfaları aklıma kazıyarak okuduğum bir kitaptı.Ertelemeyiniz.
2)Stefan Zweig-Mürebbiye
   Okumaktan en zevk aldığım yazar bu incecik kitapta da beni şaşırtmadı.İçindeki kısa hikayeler su gibi bitti.Zweig okuyunuz.
3)Tolstoy-Çocukluk
   Tolstoy'un kendi hayatını anlattığı üçlemesinin ilk kitabı çocukluk.Okurken çok keyif verdi ve öyküleştirme mükkemmel.Umarım yakın zamanda devamlarını da edinebilirim.
4)William Morris-Hiçbir Yerden Haberler
   Yirminci yüzyılda yazılmış bir ütopik roman.İngiltere'de kominist bir yönetim kurarak bu düzenin başka zamandan gelen birine anlatılması üzerine kurulu bir kitap.Kurgusu akıcı ve okurken sıkıldığımı söyleyemem.

Sıcaktan terleyerek geçen bu ayın sonunda hepimiz için daha ferah günler diliyorum.Şimdiden iyi bayramlar.

24 Haziran 2016 Cuma


''sokma güneşle arana,
imkânsızın parıltısını!
ve tanımadan, hiç tanımadan sev insanları!
değişmenin ebedî olduğu yerde
güzeldir hayat!''


   İnsanız ve bundandır bazı korkularımız.Doğruyu söylemekte korkarız,dürüst olmaktan,insanlara selam vermekten korkarız bundandır asansöre binmeyişimiz bazı günler,yalnızlıktan korkar kalablığa koşarız,karanlıktan kaçarız ama kitaplıklarımız boştur hala ve korkarız;değişmekten korkarız.
   Aynı kalmak isteriz.'Dün' kelimesi bile 'Bugün'den farklıyken biz aynı kalmak isteriz.Her sabah güneşin doğuşundan memnun oluruz aynı saatte fakat düşünmeyiz hiç farklı amacı olduğunu her bir farklı günü başlatırken 'Günaydın'la.
   Farklıları dışlarız hep çünkü neden farklı olalım insanız işte iki kol iki bacak.Çünkü aynı dünyada yaşıyoruz aynı anda.Farklı olamaz çünkü farklılık ayrıklıktır ve biliriz ki sürüden ayrılanı kurt kapar.
   Aslında büyükler yani büyük işler başarıp başkalaştıranlar bu cesur insanlar.Yepyeni bir şeyi ortaya atarken bütün riskleri önüne koyup 'Korkmuyorum'' diyebilenler.
   Biz de diğerleri...Hep beslenenler,sürekli bekleyenler ve aynı kalanlar.Diğer farklı kelime olan 'Yarın'a aynı şeyleri dileyerek uyuyan ve aynı güneşin ışıklarıyla uyanacak olan.

15 Haziran 2016 Çarşamba

Atatürk Lisesi'nde iki yıl

   Çocuktuk,sivilcelendik ergen olduk derken geldik liseye ve Atatürk Lisesi'nde iki yılı doldurduk kısacık gelen şu zamanda.Kendimi keşfettiğimiz ve dünyayı tanımada büyük adımlar attığımız şu yaşlarda,hayatımızın en güzel tecrübelerini yaşıyoruz galiba.
   Geçen sene hazırlık senesini özetle bir yazı yazmıştım ve her sınav haftası ''Ne kadar şanslıyım ki nefes alabilmişim.'' cümlesini hatırlamama yardımcı oldu bu yazı.Dokuzuncu sınıf yazısını okurken de ''Neler çekmişsin İdil Sivaslı helal olsun.'' diyebileceğimi umut ederek başlıyorum.
   Şaka bir yana şeker gibi gelen bir hazırlık yılından sonra bu tempoya alışmak hem bedenen hem de ruhen hepimizi çok yordu açıkçası.En basitinden okuldan alıştığımız saatten bir ders sonra çıkıyorduk ve başta bu neredeyse bütün hayatımıza mal olacakmış gibi gelmişti.Rutinlerimizi düzene sokmakta çektiğimiz sıkıntılar bize önceden söylenilenlerdendi.
   Dokuzuncu sınıfın ağır bir müfredata sahip olması ve bizim verdiğimiz bu ara sınav haftalarında ek bir zorluğa dönüştü ama olumlu olarak daha fazla çalışma zorunluluğu gibi etkileri vardı.Yani dersler konusunda tamamen olumsuz şeyler yaşadığımızı hiçbir zaman söylemem.Diğer okullarda hazırlık okumayan dokuzuncu sınıflarla derse olan samimiyetimiz başta eşit olmaması çabalama etmenini beraberinde getirdi ve baştaki bütün bu zorluklar azalarak sona erdi.
   Yabancı diller konusunda hazırlıktan sonra doğrusunu söylemek gerekirse büyük bir boşluk dokuzuncu sınıf.Ders saati yarıya inen ikinci yabancı dil saatleri,tekrar niteliğinde olan İngilizce ilgi toplamaktan ziyade birer keyfi derse dönüştü zorunlu olarak hepimizde çünkü hazırlıkta ayırdığımız zamanı çok daha fazla derse paylaştırmak zorundaydık bu sene.
   Bunun yanında Atatürk Lisesi'nde bir yılını doldurmuş bir birey olarak;İngilizceyle olan bağımı sıcak tutmak adına adımlar attım.Önceki yazılarda belirttiğim gibi MUNlara katıldık,videolar yaptık,projelerde görev aldık. Bu da aslında ''Hazırlıkta öğrendiklerini üniversiteye unutmayacak mısın?'' diyenlere güzel bir cevap oldu bu sene.
   Eğer bu yazıyı okuyanlar arasında aynı durumda olup dokuzuncu sınıfa geçen varsa söyleyeceğim önemli şeylerden birisi çabaladıkça hiç bir öğrenim yılı sizi yıldıramaz.Bu kararı vermede ne kadar zorlanırsanız zorlanın sonunda başarıp;ağlamaklı sınav haftalarıyla değil,güzel ortalamasıyla ve katıldığınız etkinlik fotoğraflarıyla muhteşem bir dokuzuncu sınıf geçirmiş olursunuz.
   Nasıl başlayıp bittiğini anlayamadığımız bu senenin sonunda size bu yazının bir gözlem ürünü olduğunu ve beş parmağın beşinin de bir olamayacağını hatırlatmak isterim.Hepinize iyi tatiller.




31 Mayıs 2016 Salı

Mayıs 2016

Hiç fark etmeden akıp giden ayardan birinin sonundayız ve ben de sınav haftasından selamlıyorum sizi.Bu ay okuldaki etkinlikler havaların ısınması sınav haftası derken tiyatro sezonunun son ayını değerlendiremeyip hiç oyuna gitmedim.Yine bu kargaşada okuduğum beş kitap;

1)Virgina Wolf-Kendine Ait Bir Oda
   Kitapyurdundan indirimde görüp artık Virgina Wolf okumam gerektiğini fark ettiren eser.Her satırı ayrı bir güzellik,ayrı bir anlam taşıyor.Dönüp dönüp okunulacak bir kitap.

2)Stefan Sweig-Yakıcı Sır
   Zweig sevgisi dillere destan bir okuyucu olduğum için başlarken ne bulacağımı az çok tahmin edebiliyordum ve yine şaşırmadım.Hayran kalınacak kurgularla hemencecik bitiveren bir kitap daha.Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu ve Satranç'ın önüne geçmeyecektir muhtemelen önerilen listemde ama Hiçbir Zweig kitabını sıkılarak okuduğumu hatılamıyorum Yakıcı Sır da onlardan biri.

3)Haydar Ergülen-Keder Gibi Övünç
   Karmaşık anlatımları ve mükemmel kelime dizilimiyle beni hep kendine çeken Haydar Ergülen bu kştaptaki şiirlerde de aynısını yapıyor.Şiir ile ilgili bir çok mısra bulabileceğiniz bu kitap,Haydar Ergülen'in eşine armağan ettiği İdil için... şiiiyle başlıyor ve hayran olunacak mısralarla devam
ediyor.

4)Ahmet Hamdi Tanpınar-Bütün Şiirleri
 Ahmet Hamdi Tanpınar ve onun zaman şiirlerini çok seven birisi olarak bu birleştirmeyi çok yerinde buldum açıkcası.Bildiğim ve çok seveceğimden emin olduğum bir çok şiir vardı.Muhtemelen bu kitap da hepimizde aynı etki olun diye bu kadar güzel düzenlenmiş.

5)Sargun Ali Tont-Uçun Kuşlar Uçun
   Okuduğum ilk popüler bilim kitabı olmasına rağmen beklediğim kadar çok sıkılmadım açıkcası.Öncesinde Thoreau okumuş olmam baya yardımcı oldu bahsedilen felsefeleri anlamamamda.Samimi bir dille yazılmış deneme kitabı.Eğer çevremde neler oluyor nelerin farkına varamıyorum diyorsanız okuyup fikir edinebilirsiniz.

Umarım gelecek bol bol okuyup yorum girebilirim.Şimdiden hepinize iyi tatiller.


17 Mayıs 2016 Salı

Tecrübeler...
   Her gün binlercesini tattığımız ve sırada bekleyenleriye tecrübeler.Hayatı 'yaşarken' bize arta kalan en büyük hediyeler.
   İlk nefesini almaya başladığı andan itibaren başlıyor tecrübelenmeye insan.Yemeğine bakıyor,annesini tanıyor.Öğreniyor sonra,görüyor insanları.Büyüyümeyi tadıyor.Zevkine bakacak iken ağzına bir çürük badem kaçıyor.O da bir tecrübe.
   Yağmurlu günde eve sırılsıklam dönmesi bir tecrübe.Kollarında ağladığı insanları yanında bulamamak bir yara,uğruna ağladıklarını kaybetmek hüsran.Sırayla öğreniyor bunları.Yazıyor 'yaşanmış'lar listesine,tecrübe olarak.
   Yeri geliyor sonra.Soruyor sana hayat ''Ne yaşadın?Neler verdim sana şu zamana kadar?''.Öyle bir an geliyor ki fark etmiyorsun hayatın senden sunmanı istediği şeyleri.Unutuyorsun küçücük hayatında edindiğin binlerce tecrübeyi.Sonrası bir takım yaşanmamışlık.
   Bazen de daha sırası gelmeden veriyorsun bazılarını.Yersiz ve zamansız.Diğer bütün toy insanlar gibi.'Daha öğrenilecek çok şey var.'
   Bu döngü böyle sürüp gidiyor,sen yılıp bu isteği ayırdına zamanında varana kadar.O zaman geldiğinde de Sezar ve Brütüs sahneden inmiş oluyor.
Ne ben Sezarım,
Ne de sen Brütüssün...
Ne b
en sana kızarım
ne de zatın zahmet edip bana küssün..
Artık seninle biz,
düşman bile değiliz..
N.Hikmet - 1933



14 Mayıs 2016 Cumartesi

   Ben İdil.Önüne iyi kötü binlerce sıfat kondurabileceğim bir adım var.Bugünkü ''TEGV'in yedi sene boyunca işlediği'.Sevgiyi,umudu öğrettiği.
   TEGV;yirmi senedir ülkemizde kalkınmanın ve geleceğin eğitimle,çocuklarla gerçekleşeceğine inananların ve bu umuda sarılanların evi.Bizler de umudun kaynakları çocuklar.İkinci sınıfta gitmeye başladım TEGV'e ve hayatımda attığım en güzel adımlardan biri oldu o sarı iki katlı binaya girmek.Sonsuz sevginin sunulduğu,gönlünün istediğini yapabileceğin bir yuva.Saygının,okulda işittiğimiz azarlardan çok daha farklı bir anlamı olduğu yer. ''Eğer etkinliğe katılmak istemiyorsan kimseyi rahatsız etmeye hakkın yok.Kütüphaneye gidebilirsin.''
   On altı yaşıma geldiğim halde sarılabildiğim tek köpeğin olduğu,halı sahada 'kızların da futbol oynayabileceği' gerçeğini göğüslerimizi gere gere ilk ispatladığımız yer.
   İki sene önce sıramızı savdığımız Semahat Dr Nüsret Arsel Eğitim Parkı bugün 15. yılını kutladı.Gönüllülerin,çocukların gözlerindeki anlamı hissedebilmek için amacın olması yetiyormuş sadece.
   Bugün o kutlamaya gittiğimde tekrar bazı şeyleri unuttuğumu fark ettim çünkü etrafımdaki herkes uzun zamandır görmediğim derecede mutluydu.''Güzel günler göreceğiz'' cümlesinin inançsızca seslendirilişi geldi aklıma,''Savaşları çocuklarla sonlandırıp,barışları onlarla elde edeceğiz'' dediklerinde gözleri parlayarak.
   Her birinin binlerce hikayesi ve benim gibi binlercesinde izi olan gönüllü abi ablaları görünce anlamlandı sanki.''Su içmeyi bile değişmeyeceksin hiçbir şeye çünkü hayat,sana verilmiş en büyük hediye.''
   Yoldan çevirip TEGV'i,orada yapılanlar anlatılsa inanılmaz gelecek bu kelimeler,güzellik olup dolaşıyor eğitim parkının duvarlarında önce,sonra semtimde ve biz çocuklar büyüdükçe dünyada.
   Çünkü bir çocuk değişir,dünya değişir.Hala umudu olanlara ve hissetmek isteyenlere gülümseyen birileri var.Teşekkürler Suna Kıraç.

6 Mayıs 2016 Cuma

Fikirlere kurşun işlemez (06.05.2016)

'Vuruluyoruz
Her gün daha çok ölüyoruz.
Büyüyoruz sonra
Ölenleri diktiği fidanların ağaç olduğu zamanlara büyüyoruz
 'Okyanus olduk geliyoruz'
Okuyarak geliyoruz,tek çare bu
Sonraki vurulacak olmak için geliyoruz
En son vurulan olana kadar da geleceğiz'diyor

Bugün tarihten gelen kara bir olayın yıldönümüyken,kaleminin sağlamlığını her gün konuştuğumuz yazara suikast düzenleniyor.Fakat anlaşılmayan bir şey var.Her yere yazılıp okunan ama bir türlü anlaşılamayan.Milyonlarcası gibi.

Fikirlere kurşun işlemez...


30 Nisan 2016 Cumartesi

Nisan 2016

Çok hızlı,yorucu ve dolu bir aydı Nisan benim için.Sınav haftasıyla başladı sonrasında konferansa gittik geldik derken ay bitti ve ben istediğim çoğu kitabı okumaya fırsat bulamadım.Bu her şeyi yetiştirme telaşında da sadece dört kitap okuyup bir oyun izleyebilmişim.(Yazar burada hazırlık günlerini ağlayarak anıyor.)



Son Tango-Ankara DT
   Bu ayda izlediğim tek oyun Akün Sahnesi'nde olan Son Tango'ydu.Son Tango,Arjantin'deki sıkıntılı vakitlerin hayatı nasıl etkilediğini anlatıyor.Aşıkların kendini iskeleden denize atıp okyanus olmaları.Oyun kurgu olarak muhteşemdi aynı zamanda sahne düzeni,kostümler,kareografiler,müzikler (Por una cabeza çalarken kendimi koltukta zor tuttum.) hepsi mükemmel bir uyum içindeydi.Bin kez daha olsa izleyeceğim bir oyun.Tangoyu ruhunda hissetmek isteyenlere,her çiftin ya sonsuz ya da okyanus olacağını hatırlatıyor.









1)Tolstoy-İnsan Neyle Yaşar
    Tolstoyla tanışmamı hep daha iyi kavrayabilmek için erteledim ve bu karardan da çok memnun kaldım.Kitabın her satırını sindire sindire okudum.Felsefik düşünceler o kadar güzel bir dille anlatılmış ki altını çizdiğim yerlere dönüp dönüp tekrar okuma yaptım.İnsanı,insandaki meziyetleri yeniden görmemi sağlayan Tolstoy,memnun oldum tanıştığımıza.




2)Haydar Ergülen-Zarf
   İçindeki şiirlerin her birinde bir 'zarf' kelimesi bulduran ;hayatın,hislerin,dünyanın her zerresini mektupla,zarfla ve pulla olan ilişkisini bize sunan bir Haydar Ergülen eseri.Her seferinde dile getireceğim gibi fuarda tanıştığımız bu sıcak insan herkese açabileceği kocaman kolla sahip.Ve her an hissettirecek şiirlere.







3)Hüsnü Arkan-Hiçe Doğru
   Hüsnü Arkan'ın bu incecik ve çok güzel şiirler barındıran kitabı bir romana başlamaya cesaret edemeyeceğim zamanda su gibi gelmişti.Kitabın genel bir konusu yok ama şiirleri sırayla okuduğumda aktı gitti.Çok da güzeldi.Hepinize öneririm.







4)Mo Yan-Değişim
   Kitabın başında asıl isminin bu olmadığını söylen Mo Yan,okuyucuların istekleri doğrultusunda Çin devrimini konu alan bir kitap yazmış.Çok da güzel incecik akıp giden bir kitaptı Değişim.Çin devimi hakkında fikir edinmek isterseniz çok detaya girmeyen bu kitabı okuyabilirsiniz.


Dopdolu,koştur koştur bir ay bitti.Umarım mayısta hep beraber baharın keyfini çıkarıp bol bol eğleniriz.Herkese güzel günler!

2 Nisan 2016 Cumartesi

Çünkü dümen bizde!






   Bugün,Bahçeşehir Üniversitesi'nin ''Değişime Hazır Ol!'' temalı ted konuşmalarından Barış Özcan'ı dinleyince birden dank etti.
   6 yıl önce bir İdil Sivaslı vardı.Ortaokula bile başlamamış,bambaşka biri.Onu hatırlayınca,çok büyük bir şeyi unuttuğumu fark ettim.Hatırlamayı.''Neydim,neyim ve ne olmak istiyorum?'' sorularını kendime ne kadar az sorduğumu,sorduğum zaman da verdiğim cevaplamayı hatırlamayı 'unuttuğumu' fark ettim.
   Nasıl biriydi bu İdil Sivaslı.10 yaş dediğimiz ne kadar azsa o kadar da fazla.Arkadaşlarıyla oynar,gezer,dolaşır,ilgisini çekeni okur,gitar ve keman çalmaya bayılır.Ne söyler İdil Sivaslı kendine,neyin hayalini kurar?Gençlik dizilerinden izlediğini,İpek Ongun kitaplarından okuduğunu hayal eder.Bir arkadaş grubunda 'genç'olmayı,Bilim Çocuk dergisinde fotoğraflarının yayımlanmasını bir de keman öğretmeni gibi olmayı ister.Ellerini asaletle notalara basan ve İdil'i dinlerken kahve içen öğretmeni gibi.
   Peki biraz zaman geçince ne oldu İdil?Bir ortaokullu oldu ve farkında olmadan değişmeye başladı.Çocukluktan çıkış denilen zamanda 'taviz'in ne olduğunu öğrendi.Bu tavizleri verirken aklında kısa bir süre sonrası için sorduğu ''Nerede olacağım?'' sorusu vardı.
   Şimdiki İdil,o sorunun cevabında,yani olmak istediği yerde.Peki ne sıklıkla soruyor kendine ''Ne olacağım ve öncesinde ne olmak istiyordum?'' diye.
   Bunu da bir değişim olarak adlandırıyorum bugün,hayallerine kota koyduğunu fark eden diğer insanlar gibi.
   Ve bunu da bir başlangıç olarak adlandırıyorum bugün.Kapısından girmeye korkmayacağım hayaller mağazasına giden yolda atacağım ilk adım olarak.
   Çünkü iyi ve kötü değişiyorum,değişiyoruz.Bunun farkında olmak neden canımızı acıtsın ki.Dümen bizde olduğu sürece fırtınadan kaçabilecek olmamız gibi.

31 Mart 2016 Perşembe

Mart 2016



Biraz karmaşayla ve tatsızlıklarla geçen bu ayda her şeye rağmen hayat devam ediyor dedik,hep beraber.Acıları içimize gömüp 'daha' olması için çabaladık ve bu çabalamada bir tiyatro oyunu izleyip sekiz kitap okumuşum;






Ankara DT-Annemin Son Çılgınlıkları
   Yine prömiyerini yaptıktan hemen sonra izlediğim bir oyundu ve gerçekten gözlerimi açtı.Sahnelerin çoğunu gözyaşıyla izledim,izledik bütün seyirci olarak.Alzheimer olan bir anne ve iki kızı etrafında dönen bu kurgu,çoğu şeyde olduğu gibi ne kadar bilip bi o kadar tanımadığımızı gösterdi bize.Bu hastalığın çevresine etkisini,hastada yarattığı izler o kadar güzel naiflikle aktarılmıştı ki sahneye,oyun sonunda çoğu salon ayakta ıslak gözleriyle alkışlıyorlardı.Bir kez daha titredim ve 'İyiki tiyatro' dedim bu ay.Gözlerimi bilmem kaçıncı kez açtığı için.

Ve iyiki kitaplar,nefes alıp kaçmak için bu ay okuduklarım;



1)Jose Mario de Vasconcelos-Şeker Portakalı
 Youtube'da Şeker Portakalı kitap yorumumu paylaşmıştım.
 
http://niceyouthdays.blogspot.com.tr/2016/03/11-jose-mauro-de-vasconcelos-seker.html








2)James Joyce-Dublinliler
James Joyce okumanın ne kadar riskli ve zor bir şey olduğunu hepiniz gibi ben de biliyorum lakin fuarda alışverişin o hızıyla elimi Dublinlilerden geri çekememiştim.Bu tercihin kitaplığım için güzel olduğunu yeni anladım.Bu basımında çevirmenin (Merve Tokmakçıoğlu) James Joyce ile ilgili verdiği detaylar hoşuma gitse de sadece anlamayı denediğim ama hüsrana uğradığım bir kitap olarak kaldı Dublinliler.Fakat ileride tekrar deneyip 'Vay be algım nasıl açılmış.'demek için yazıyorum bu satırları.










3)Haydar Ergülen-Üzgün Kediler Gazeli
   Şiir kitaplarını molalarda birer birer okurdum ve bu bana ayrı bir zevk verirdi.Ama bunun sonucunda kitaptaki bütün şiirleri okuyamadığımı fark ettim.Ve Üzgün Kediler Gazeli de kitabı baştan sonra okuduğum ilk şiir kitabı.Haydar Ergülen'in şiirlerine aşık olan ve kişiliğine hayran birisi olarak bir kıtabı mısra mısra bitirmek çok keyifliydi.Bundan sonra şiir kitaplarını böyle okumayı düşünüyorum ve size şiddetle Haydar Ergülen gazelleri okumanızı öneriyorum.













4)Oskar Wilde-Hayat Ciddiye Alınmayacak Kadar Önemlidir
Her ay bir aforizma diyerek fuar aforizmalarını da sonlandırdım Oskar Wilde ile.Eserlerinden hiç okumamıltım fakat bundan hemen sonra listeye eklediklerim oldu.Aforizmaları bir anda okumanın tadına kitaplığım dolayısıyla bir süre mola veriyorum Oskar Wilde ile.













5)Antonie de Saint-Exupery-İnsanların Dünyası
Sonu beklenmeyen bir uçak macerası,hava sevdası.Kurgusuyla beni hiç şaşırtmayan heyecanla okuduğum bir kitaptı.Küçük Prensle karşılaştırmak yanlış olacağı için aynı kefede tutmamak da gerekir.İnsanların Dünyası'ndan sonra iki kitap daha geliyormuş.Bu tatlı heyecanlı seriyi bitirmek,bu güzel kaleme doymamızı sağlayabilir.



6)Zülfü Livaneli-Son Ada
   Zülfü Livaneli'nin çok duyulan ve sağlam bir romanı,Son Ada.Bahsedilen bu son adada huzurlu ütopik bir yaşam var ve her zaman görüp yaşadığımız gibi bazı kişiler gelip düzeni bozuyor ve baş edemeyeceğimiz şeylere yol açıyor.Sağdan solda üstten alttan hayatın her anını görebileceğiniz bir roman bu da her Zülfü Livaneli romanı gibi.Kurgunun akıcı olması da okunma hızını arttırıyor.












7)Sylvia Plath-Sırça Fanus
Hepinizin duyduğu bir yazar Sylia Plath,Amerikan Edebiyatının melankolik prensesi.Bu kitapta da o melankoliyi içinizde hissedebiliyorsunuz.Ara vererek okumuş olmama rağmen etkisinden zor çıkışım bu kitaptaki büyük bir buhranı tanımlıyor bize.Sylvia Plath,herkesin okumaktan ziyade bilmesi gereken bir yazardır zannımca.(Markus Zusak-Hiç Kimse Sıradan Değildir'de de bahsediyordu hatta
kitapların kurgularından da ipuçları vardı.)













8)Şükrü Erbaş-Bağbozumu Şarkılar
Haydar Ergülenle tanıştığımız gün Şükrü Erbaşla beraberlerdi ve insanı gördüğümüz gündü.Karşılıklı atışmalarını hayran bir gülümsemeyle izlediğim bu ikiliden Şükrü Erbaş da kitabını bitirdiğim bir şair.Bağbozumı şarkılarda da anlamıyla,güzelliğiyle işaretleyeceğiniz bir çok şiir var.









Bu ay biraz şiirli romanlı tiyatrolu bir aydı.Dahaları Nisan'da eğlencelerle gelsin.İyi akşamlar!





(Mobilden yazı yazmak hayli zor.Hatalar olmuşsa özür diliyorum.)

13 Mart 2016 Pazar

#11 (Jose Mauro De Vasconcelos-Şeker Portakalı)

   Bahara hoşgeldin dediğimiz günlerin birinden şeker gibi bir kitap yorumuyla tekrar buradayım!
Bu ayın başında Kitap Yurdu'nun bir video etkinliği düzenlediğini gördüm.Etkinlikte haftada verilen kitaptan birini okuyup,bir yorum videosu çekmemiz isteniyordu.Ben de kitaplara bakıp da Şeker Portakalı'nı görünce,ilkokulda okuyup çok eğendiğim bu kitabı tekrar okumaya karar verdim.
   Kitabı bitirdikten sonra da tekrar etkinlik sayfasına girip video kriterlerine baktım ve hiçbir okuyucunun zorlanmayacağı kriterlerdi.Bu vesileyle ben de kameranın karşısına geçip,Şeker Portakalı'nı anlatmaya başladım.


İlk videom olduğu için emin olamadığım noktalar var.Öneri ve eleştirilerinizi belitebilirseniz beni çok çok mutlu edersiniz.İyi haftalar.

28 Şubat 2016 Pazar

Şubat 2016



   ''Bu takvim nasıl bitecek?''derken iki sayfasını çevirdik bile.Hızlı mı yaşıyoruz ya da günler gerçekten çok mu kısa bilemedim ama şubat ayında da bol bol gezdim,okudum,eğlendim.Ocak 2016 yazısının sonunda da yazdığım gibi 12-15 Şubat arasında Munesco16'ya katıldık.Ay başında onun telaşı sonrası derken biraz az okuyabilmişim fakat bu deneyimin bana kazandırdıklarının yanında görmezden gelebilirim bir süre.

   Bu sene tiyatroya gitmek için bazı şeylerden fedakarlık yapmanın daha zor olduğu bir sene.Ödevlerin biriktiği,aynı zamanda geç uyanmaya hasret kaldığımız iki güncük haftasonu tatilini geçen seneki kadar dolu geçiremiyorum haliyle.Geçen sezon ayda en az iki oyuna gidebiliyorken bu sezon bir tanesine minnettar oluyorum.Ve bu ay da sadece bir oyuna gidebildim.



1)Çamaşırhane-Ankara DT
   Prömiyerini yaptıktan bir kaç gün sonra izlediğim bu oyun,uzun zaman favorim diyip herkese gitmesi için ısrar edeceğim bir oyun olacak.Olay 2.Dünya Savaşı başında Fransa'da bir çamaşırhanede geçiyor.Bir perde boyunca savaş sırasında kadına düşen ağır yüklere şahit oluyoruz.Zamanın sosyal yapısından dolayı kadının zorunlulukları,sorumluluklarını kalbimden akan gözyaşıyla izledim.Her saniyesiyle içime işleyen bir oyundu.(Müzikal bir platformda olması gösterimi daha ilgi çekici kılıyor.)Umarım bu sezon bitmeden bir kez daha izleme fırsatı bulabilirim.Hepinize şiddetle öneriyorum.

Ve okuduklarım.Arada başlayıp devam ettiremediğim iki kitabı raftan çıkarmadan,''Şubat Ayında Okuduklarım''.








1)Barış Bıçakçı-Seyek Yağmur
   Şu sıralar hepimizin raflarda,profillerde ve ellerde bol bol gördüğümüz bir kitap.Çevremdeki Barış Bıçakçı hayranlarının bolluğu beni bu yeni çıkan eseri almaya itti.Başladığım gün bitirdiğim Seyrek Yağmur'da deneme-anı arasında bir tarza ait sayfalar bulunuyor.Okurken bol bol dönüp üzerinde düşündüğüm cümleleri vardı.Son olarak Barış Bıçakçı'nın herkesin tanıması ve okuması gereken bir yazar olduğu görüşüne katıldığımı de belitmek isterim.



2)Bernardo Atxaga-Obabakoak
   Fuardan bask edebiyatı olduğunu öğrendiğimde hiç düşünmeden aldığım bir kitaptı.Anlamakta zorlanacağımı düşündüğümden yarıyıl tatiline saklamıştım ama buna gerek kalmadığını gördüm.Kitap,hikayelerden oluşuyor.Hikayelerden ziyade Ibon Sarasola'nın ''Bask Edebiyatı'na Giriş'' başlıklı bölümü çok ilgimi çekti.Eğer okumaya başlar da bu kısımdan sıkılırsanız,bırakmamanızı öneririm.O zaman hikayeleri daha akıcı bulacaksınız.




3)Yevgeni Zamyatin-Biz
   Gorki'den,Çehov'dan alışkın olduğumuz Rus Edebiyatı'ndan çok daha farklı bir eser.George Orwel gibi bir çok yazara ilham vermiş bir distopya örneği.Matematiksel düzenlenmiş bir Tek Devlet anlayışı ve uzaya ulaşmak için yapılan İNTEGRAL adlı uzay gemisinin etrafunda dönen bir kurgusu var.Anlamak bana biraz zor geldi fakat distopya seven ve karışık kurgulara alışık biriyseniz çok zevk alacaksınızdır.

4)Markus Zuzak-Hiç Kimse Sıradan Değildir
   Martı yayınlarından uzun zamandır okuduğum tek yazar Markus Zusak.Bu kitabı da her ne kadar gündemin biraz gerisinde kalmış olsa da uzun zamandır okumak istediğim bir eserdi.Diğerlerinde de olduğu gibi olaylar birbirinde çok girmeden şaşırtıcı bir sonla bitiyor.Kurgusunun zıttı olacak bir şekilde bu kitap bana okurken değişik bir huzur verdi.Bu huzuru bulmak için ara sıra Markus Zusak okuyacağım demek ki.

5)Tolstoy-Bütün Mutluluklar Birbirine Benzer
   Tolstoy okumayı uzun zamandır istiyordum fakat bir türlü alıp kitaplığıma koyamamıştım.Bu da yine fuardan diğer aforizmalarla birlikte aldığım bir kitaptı.Yavaş yavaş da alışıyorum aforizma okumaya demek ki.Bütün Mutluluklar Birbirine Benzer de okurken çok zevk aldığım bir kitaptı.


6)Nikola Tesla-İcatlarım
   Stephan Hawking'in otobiyografisinden çok hoşlanmıştım.İcatlarım'a da aynı beklentiyle başladım fakat ilgimi pek çekemedi.Nikola Tesla'ya dair merakınız varsa ya da bir fikrim olsun derseniz hemencecik bitirebileceğiniz bir kitap.




Derken iki ay geçer ve üçüncüsünü başlatmak için uykuya dalar insanlık.