28 Şubat 2016 Pazar

Şubat 2016



   ''Bu takvim nasıl bitecek?''derken iki sayfasını çevirdik bile.Hızlı mı yaşıyoruz ya da günler gerçekten çok mu kısa bilemedim ama şubat ayında da bol bol gezdim,okudum,eğlendim.Ocak 2016 yazısının sonunda da yazdığım gibi 12-15 Şubat arasında Munesco16'ya katıldık.Ay başında onun telaşı sonrası derken biraz az okuyabilmişim fakat bu deneyimin bana kazandırdıklarının yanında görmezden gelebilirim bir süre.

   Bu sene tiyatroya gitmek için bazı şeylerden fedakarlık yapmanın daha zor olduğu bir sene.Ödevlerin biriktiği,aynı zamanda geç uyanmaya hasret kaldığımız iki güncük haftasonu tatilini geçen seneki kadar dolu geçiremiyorum haliyle.Geçen sezon ayda en az iki oyuna gidebiliyorken bu sezon bir tanesine minnettar oluyorum.Ve bu ay da sadece bir oyuna gidebildim.



1)Çamaşırhane-Ankara DT
   Prömiyerini yaptıktan bir kaç gün sonra izlediğim bu oyun,uzun zaman favorim diyip herkese gitmesi için ısrar edeceğim bir oyun olacak.Olay 2.Dünya Savaşı başında Fransa'da bir çamaşırhanede geçiyor.Bir perde boyunca savaş sırasında kadına düşen ağır yüklere şahit oluyoruz.Zamanın sosyal yapısından dolayı kadının zorunlulukları,sorumluluklarını kalbimden akan gözyaşıyla izledim.Her saniyesiyle içime işleyen bir oyundu.(Müzikal bir platformda olması gösterimi daha ilgi çekici kılıyor.)Umarım bu sezon bitmeden bir kez daha izleme fırsatı bulabilirim.Hepinize şiddetle öneriyorum.

Ve okuduklarım.Arada başlayıp devam ettiremediğim iki kitabı raftan çıkarmadan,''Şubat Ayında Okuduklarım''.








1)Barış Bıçakçı-Seyek Yağmur
   Şu sıralar hepimizin raflarda,profillerde ve ellerde bol bol gördüğümüz bir kitap.Çevremdeki Barış Bıçakçı hayranlarının bolluğu beni bu yeni çıkan eseri almaya itti.Başladığım gün bitirdiğim Seyrek Yağmur'da deneme-anı arasında bir tarza ait sayfalar bulunuyor.Okurken bol bol dönüp üzerinde düşündüğüm cümleleri vardı.Son olarak Barış Bıçakçı'nın herkesin tanıması ve okuması gereken bir yazar olduğu görüşüne katıldığımı de belitmek isterim.



2)Bernardo Atxaga-Obabakoak
   Fuardan bask edebiyatı olduğunu öğrendiğimde hiç düşünmeden aldığım bir kitaptı.Anlamakta zorlanacağımı düşündüğümden yarıyıl tatiline saklamıştım ama buna gerek kalmadığını gördüm.Kitap,hikayelerden oluşuyor.Hikayelerden ziyade Ibon Sarasola'nın ''Bask Edebiyatı'na Giriş'' başlıklı bölümü çok ilgimi çekti.Eğer okumaya başlar da bu kısımdan sıkılırsanız,bırakmamanızı öneririm.O zaman hikayeleri daha akıcı bulacaksınız.




3)Yevgeni Zamyatin-Biz
   Gorki'den,Çehov'dan alışkın olduğumuz Rus Edebiyatı'ndan çok daha farklı bir eser.George Orwel gibi bir çok yazara ilham vermiş bir distopya örneği.Matematiksel düzenlenmiş bir Tek Devlet anlayışı ve uzaya ulaşmak için yapılan İNTEGRAL adlı uzay gemisinin etrafunda dönen bir kurgusu var.Anlamak bana biraz zor geldi fakat distopya seven ve karışık kurgulara alışık biriyseniz çok zevk alacaksınızdır.

4)Markus Zuzak-Hiç Kimse Sıradan Değildir
   Martı yayınlarından uzun zamandır okuduğum tek yazar Markus Zusak.Bu kitabı da her ne kadar gündemin biraz gerisinde kalmış olsa da uzun zamandır okumak istediğim bir eserdi.Diğerlerinde de olduğu gibi olaylar birbirinde çok girmeden şaşırtıcı bir sonla bitiyor.Kurgusunun zıttı olacak bir şekilde bu kitap bana okurken değişik bir huzur verdi.Bu huzuru bulmak için ara sıra Markus Zusak okuyacağım demek ki.

5)Tolstoy-Bütün Mutluluklar Birbirine Benzer
   Tolstoy okumayı uzun zamandır istiyordum fakat bir türlü alıp kitaplığıma koyamamıştım.Bu da yine fuardan diğer aforizmalarla birlikte aldığım bir kitaptı.Yavaş yavaş da alışıyorum aforizma okumaya demek ki.Bütün Mutluluklar Birbirine Benzer de okurken çok zevk aldığım bir kitaptı.


6)Nikola Tesla-İcatlarım
   Stephan Hawking'in otobiyografisinden çok hoşlanmıştım.İcatlarım'a da aynı beklentiyle başladım fakat ilgimi pek çekemedi.Nikola Tesla'ya dair merakınız varsa ya da bir fikrim olsun derseniz hemencecik bitirebileceğiniz bir kitap.




Derken iki ay geçer ve üçüncüsünü başlatmak için uykuya dalar insanlık.

21 Şubat 2016 Pazar

   Yine pazar akşamı,kulağımda güzel bir müzik ve sevdiklerim parmaklarımın altında,kelimeler.Binlerce anlama getirdiğim yan yana koyup,ya da kalbime saklayıp hayal kurduğum.
   Bu pazar akşamında da yarını düşünüyoruz,her zaman yaptığımız gibi.En hoşlanmadığımız ama bir türlü bırakamadığımız.Hayatımızın tüm pazartesileri muhteşem geçmiş olsa ya da geçeceğinden emin olsak bile düşünür rahatsız oluruz yine.Bu pazar akşamında.
   Bir film izleriz,gözlerimiz dolar ya da dünya yükü kalkar üstümüzden.Beş dakika farklı bir yaşam, sonrasında hatırlarız ''Yarın pazartesi.''
   Biriyle göz göze geliriz bu pazar akşamında,sihirli sözcükler fısıldar yüzümüze.Havadan süzülen tonlar kulağımızda binlerce dizelere yer ararken.İç titreten yine birkaç kelime olur klavyeden çıkanlar gibi.
   Ben bir şeyler yazarım,yine.Planlanmamış ve fazlaca spontane.Siz zorlanırsınız okurken anlamakta fakat pazar akşamı havası diye nitelendiririm.''Yarın pazartesi zaten bu kadar planlama yettter.''
   Yine kelimeler fısıldar sayfaların arasından.Kafamda binlerce düşünceye temel atarlar bu pazar akşamında da.''Eksikliklerden mi doğar ihtiyaçlar ya da tam olunca mı ararız bir şeyleri?''
Ben de noktayı koymaya başlarım bu anlamsız yazıya,yine pazar gecesinde.
Bazı şeyleri abarttığımı ve anlaşılmadığımı bilerek
ve yarım kalanların hüznüyle.
Virgüllü cümlelere ev sahipliği yapabilmek için bu pazar akşamında
hafta denilen yediliğe esaslı bir nokta koyarak
İyi akşamlar