31 Ocak 2016 Pazar

Ocak 2016









Ve yeni bir senenin ilk ayı.Sınav haftalarıyla,tatillerle,gezmelerle geçen bir ay oldu ve ben bu ayda sekiz kitap okuyup iki oyun izledim.(Bu arada bu sene kullanacağım duvar takvimim her ay uyandığımda okuyabileceğim güzel sözlere ev sahipliği yapıyor yanda gördüğünüz.)










1)#Cehennem-İstanbul DT
   Turne için Ankara'da olan bu oyun gerek dekorlarıyla gerek ışığla ve kurgusuyla bizi bambaşka dünyalara götürdü.Bizim deepweb olarak bildiğimiz platformun bir insanı nasıl intihara yönelttiğine dair bir oyundu.Sahne geçişlerinde çalan müziklerin hazzı oyunun ilginçliğiyle birleşince tadına doyulmaz bir gösterime şahit olmuş olduk.Denk gelir de izleme şansınız olursa hiç düşünmeyin derim.


2)Grönholm Metodu-Ankara DT
   Sevdiğim şeylere tekrar tekrar dönmek hayatta en zevk aldığımdır.Bu sefer Büyük Tiyatro'da izlediğim bu oyun her saniyesini bilmeme rağmen hiç sıkmadı.Bir daha git deseler düşünmeyeceğim bir gösterim.

---------


1)Luigi Pirandella-Biri,Hiçbiri,Binlercesi
   Arkadaşımdan delicesine övgülerini duyduğum İtalyan Edebiyatı'na bu eserle giriş yaptığım için çok mutluyum.Bu ay okuduğum çoğu kitabı fuardan Aylak Adam standından öneriler üzerine aldım.Bu da varoluşu sorgulayan bir yazar bildirisinden sonra almaya karar verdiğim bir kitaptı.Okumaya başladıktan sonra şaşırtıcı bir derecede akıcı gitti.İnsanın kaç hali var? sorusu üzerine yazılmış bir kitap ve bu konuda çok ilginç noktalara parmak basılmış.Bundan sonra İtalyan Edebiyatı'na dair kitapları daha çok edineceğim anlaşılmış oldu galiba.Biri,Hiçbiri,Binlercesi'ni de şiddetle tavsiye ediyorum.




2)Stefan Sweig-Amok Koşucusu
   Bu da fuardan aldığım,çok beğendiğim,ay içinde yorumunu yaptığım bir eserdi.Yazıya buradan ulaşabilirsiniz.










3)Hakan Günday-Zargana
   Hakan Günday'ın diğer kitapları gibi bu da kaybolmuş bir bireyin hikayesini barındırıyor.Kitabın arka kapağını okuduğunuzda daha çok tecavüz noktasında durulacağını düşünebilirsiniz fakat o kısım sadece bir başlangıç olarak verilmiş.Hakan Günday'ı ve kalemini tanımak için kısa ve güzel bir eser.Başlamak isteyenlere önerilir.










4)Henry David Thoreau-Walden Ormanda Yaşam
   Okurken çok zevk aldığım fakat anlamadığım bir sebepten dokuz güne bitiremediğim bir kitap.Thoreau 19.yüzyılın sonlarında Amerika'da yeni bir akım başlatan,sonrasında yazdığı bu eseri bir çok insana kaynak ve ilham olmuş yazar.Kitapta şehir yaşamını reddettiği ve kendine doğada yer bulduğu zamanları var.Her bakımdan doğada bir insan nasıl var oluru okuyoruz bu eserde.Çok değerli geri dönüp okuyacağıma tekrar emin olduğum bir kitap.









5)Zülfü Livaneli-Arafat'ta Bir Çocuk
   Zülfü Livaneli okumaya karar vermemden sonra D&R'in kampanyasından Arafat'ta Bir Çocuk'u aldım ve sıkılmadan okuyabildim.İçinde kısa kısa hikayeler barındıran bu kitap bir solukta okunuyor.














6)Jose Marti-Yalnızlık Avutmaz
   İspanyol Edebiyatı'nın önemli şairlerinden biri olan Jose Marti'nin ilk ve tek romanı.Kurgusunun ağırlığından değil de betimlemelerin fazlalığından okurken pek zevk alamadığım bir kitap.Bir aşk hikayesi ve şairane bir anlatım.Muhtemelen bu kitabı daha iyi özümseyebilmek adına tekrar dönmem gerek.











7)Aziz Nesin-Leyla ile Mecnun
   Etiket fiyatı çok sempatik olan bir kitap.Aziz Nesin'in özlediğim dilini aradığım bir kitap ama bir efsane anlatıldığı için daha değişik bir anlatımı vardı.Bu nedenle umduğumu bulamadım ama bu tarz anlatımları seviyorsanız bu ince güzelliği okuyunuz.








8)Karl Marx-Zincirlerimizden Başka Kaybedecek Neyimiz Var!
   Zeplin Yayınları'nın aforizmalar serisinin çok uygun fiyata bulunması sebebiyle fuardan bir sürü aforizma almışım ve ağır gelebileceğini bildiğim için öncelikle Karl Marx'ı okudum ve beklediğim gibi çok anladığım bir kitap değildi.Ama Karl Marx hakkında bir fikriniz olsun isterseniz etiket fiyatı da çok tatlı olan bu kitabı alabilirsiniz.



Yeni bir yılın ilk ayına veda ediyoruz.Gelecek ay beni bekleyen güzel bir mun konferansı var.İlkim olacak bu nedenle bana bol bol şans dilemenizi ve Şubat ayında da bol bol okuyabilmenizi diliyorum.İyi tatiller.

22 Ocak 2016 Cuma

İyi geceler,iyi geceler.
   Güzel sabahlara uyanmanın dileği ile her gün gözünü yumanlar,yıllık hasretlikler kavuşmak için rüyaları bekleyenler,şiirlerin mısralarını yüreklerinde saklayanlar.
İyi geceler.
   Bazen güzel bir dilektir içilen ballı sıcak sütten ve anneden alınan öpücükten sonra.
   Güzel bir dilektir daha kurumamış kirpikleri kavuştururken birbirine
Bir histir bazen kimi kişiler söylediğinde.Rutin haline gelmiş iki kelime,diğerleri gibi binlerce anlama merhaba diyebilir bir gece yarısında.
Kimleri için bazen bir gönül bağı,sabahtan akşama dek kırpılmadan geçen günlerde,hoş bir vedadır dün olacak bugüne.
   Bazen bir yaradır sebebi biz olan.Yaradır bazı saatlerde,her şey gibi.
Her güzel dilek gibi,o da yerini bulur elbet.Mutluluktan nefesimizin kesildiği sabahlara uyandığımızda.

İyi geceler güzel insanlar,bekleyenler.Yüreğe değeceklere ulaşmak dileği ile.

14 Ocak 2016 Perşembe

#10 (Stefan Sweig-Amok Koşucusu)


Zeplin Yayınları
2015

128 sayfa
---
''Amok koşmak,sarhoşluktan öte bir tür delilik,insanlarda görülen kuduz gibi,ölüm saçan bir nöbet,sıradan bir alkol zehirlenmesiyle kıyaslanamayacak bir saplantı...''(Arka kapak)

   Uzun zaman sonra gelen bu kitap yorumu,10.Ankara Kitap Fuarı'ndan edindiğim Amok Koşucusu hakkında olacak.Geçen cumartesi fuarda gezerken aradığım %50 indirimli standın Aylak Adam olduğunu fark ettim ve yarım saate yakın kitapları inceledikten sonra stant görevlilerinden birinin önerilerini almaya başladım.Aslında fikir olarak yavaş yavaş alıştığımı sandığım Sweig'in bu kitabını uzattı bana.Tanıdık gelen bir isim dışında pek bir fikrim yoktu ve övgülerden sonra bunu da attım poşete ve okunacaklar lisesine hemen eklendi bu ince güzellik.

   Kitabın içinde dört hikaye bulunuyor.İlki ve en uzun Amok Koşcusu.Arka kapakta da bahsettiği amok koşusu,sarhoş olduktan sonra girilen nöbet bir nevi.İnsanın iradesini kaybedip,yön algısı olmadan etkisiz hale getirilene ya da bitkin düşene kadar koşması.İlk okuduğumda çok ilginç gelmişti ve hala aynı his içindeyim.Sweig hikayede geçen olayı bir amok koşusuna benzetmiş.Ne yapacağını,ne yaptığını bilememe durumu.Aslında bizim de hikayemiz,hayatlarımız birer amok koşusu ve biz de Sweig'in ana karakteri 'Amok Koşucusu'.

   Ben bu kitapla tanışmamın çok geç olduğunu düşünüyorum keşke bazılarından önce okumuş olabilseydim.Dediğim gibi %50 indirimden 5 tlye aldım.Bu haftasonu gidecek olan varsa uğrayın,bakın,alın.Tavsiye edilir.İyi okumalar.



1 Ocak 2016 Cuma

Yine

   Yeni gelen sene bir çok güzellik getirecek beraberinde tabi.Yepyeni insanlar,yeni basılmış mürekkep kokan kitap sayfaları,gişede sıra beklemekten bıkmayacağımız filmler,sayı sayı dergiler de getirecek.Umutlar.Lakin bunların yanında yine aynı şeyler tekrar edilecek.
   Birileri öldürülecek gözümüzün önünde.Yine.Biz sesimizi çıkaramayağız korkumuzdan.Aynı otobüste olduğum kıza tecavüz edecekler benden önce indiği durağa yürürken,kadınım diye dayak yiyeceğim bu sene de.Yakılacağım bir kütüphanenin raflarında ve evimden çıkamayacağım.
   Alev olacağım ben bu sene yine.Etrafımı küle boğacağım.Kan kokusu duyacaksınız her gün yürüdüğünüz kaldırımda.Bu sene,daha da korkacaksınız yürümeye sokakta.
   Yeni bebekler doğacak,tertemiz.Ve büyüyenler olacak.İlkokul bahçelerinden toplanacak izmaritler,ne olduğunu bilmediği bir cinse alçaklıkla laf atan çocuklar da büyüyecek.Evine gidip annesine bile ağlayamayan kızlar.Ya da kocasına yemek hazırlayacak 'çocuklar' daha kalem bile tutamadan.
   Yürürken sağımızda birileri dilenecek muhakkak.Bir parça ekmeğe ve onu hor görenlere direnecekler.Ölüme,adaletsizliğe gözleri dolmayanlara direnecekler.
   Bazı günler gelecek,ağlayacak bir sokak köpeği,bir kedinin sesini duyacağız mırıldayan açlıktan.Gözleri bağlanmış hayvanların kaçmaya dair çabalarını ve ırkımızı göreceğiz.Kendimizi göreceğiz de sormayacağız ''Niye?'' diye her zaman olduğu gibi.Birçok şey değişecek bu sene,biz aynı kalacağız insanlar olarak.Yine.


''insan insan dedikleri
insan nedir şimdi bildim''
Muhittin Abdal