30 Eylül 2015 Çarşamba

Eylül 2015

    Tatil günlerinin çoğunu evde geçirdiğim bir aydı Eylül.Bu nedenle yazın en çok kitap okuduğum ay olmuş.Hepsi de birbirinden değerli,keyif alarak okuduklarım.


1)Stefan Sweig-Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
Mektup düzeneğinde yazılmış;bir ömrünü hasretliğe,özleme harcayan bir kadının hikayesiydi bir nefeste biten bu güzellik.Kitaplığımdan her an çıkarıp okyabileceğim bir kitap ve iyiki Sweig.



2)Mahir Ünsal Eriş-Olduğu Kadar Güzeldik
Her bölümde ayrı bir kaybediş,ayrı bir burukluk.Fakat gerek dilinden,gerekse bölüm konularının çekiciliğinden dolayı birkaç defa daha elime alırım diye tahmin ediyorum bu kitabı.Detaylı görüşlerimi buradan okuyabilirsiniz.







3)Hermann Hesse-Siddhartha
Hermann Hesse ile tanışmamı sağlayan bu değerli kitap hakkındaki görüşlerime ve alıntılarına blogumdan ulaşabilirsiniz.





4)Sussana Tamaro-Yüreğinin Götürdüğü Yer Git
Hayran olduğum anneanneler ve onların birinden torununa yazılmış mektuplar.Nasıl okunmaz bu güzel saf sevgi.Sahaflarda da bol bol karşılaşabileceğiniz bir kitaptır kendileri.Edinin derim.

5)F.Scott Fitzgerald-Muhteşem Gatsby
Okurken bir çok tahmin yürüttüğümüz ve çoğunda da yanılmadığım bir kitap.Kurgusu beni aşırı şaşırttı diyemeceğim ama olaydan dolayı keyif alarak okumuştum.(Bakınız son sayfalara doğru da sevginin bağlılığa dönüşmesine dair güzel davranışlar okuyacaksınız.)

6)Chuck Palahniuk-Dövüş Kulübü
Filmini önceden izlemiş ve doğan olarak çok beğenmiş olmama,yani olayı bilmeme rağmen okurken beni tokat gibi çaptı bu kitap.Bunun sebebi de Palahniuk'un kelimemelerinin sertliği.Okurken sayfaları sık sık kapatıp düşündüğüm oldu.




7)Cengiz Aytmatov-Toprak Ana 
Kitaplığımda bulunan bu güzelliği neden bu kadar ertelediğimi bilmiyorum fakat çok pişman oldum başladıktan sonra buna.Bir yandan burukluk veren  bu güzel yaşam hikayesi bazı zamanları hatırlatıyor.

8)J.A.Redmerski-Hiçliğin Kıyısında
İsmini okul arkadaşlarımdan duyduğum bu kitabı alırken bir hayli düşünmüştüm.Normalde bu tarz kitaplar okumayı pek sevmeyen biri olarak,düşünmeden bir yolculuğa çıkmayı konu alan bir kurguyu satın almak pek kolay olmadı.Fakat aldıktan sonra bir günde de bitti kitap.Son sayfayı çevirip kapağı kapatığımda yarım saat son bölüm şokundan çıkamamıştım.Güzel de bir aşka tanık olmak istiyorsanız önerilir.


9)Yaşar Kemal-Neredesin Arkadaşım
Mahir Ünsal Eriş'inkinden sonra okuduğum  bu kitap da bende güzel hisler uyandırdı.İnceliğinden ve YKY'den basılmış olması da elime aldığımda hoşuma giden unsurlardandı.
10)Chuck Palahniuk-Ölüm Pornosu
Kitabın müstehcen bir konusunun olması beni ilk birkaç bölümde rahatsız etmişti doğrusu.Fakat bu duruma alışması uzun sürmedi.Eğer Dövüş Kulübü'nden hemen sonra okumasaydım çok daha zevk alabilirdim diye düşünüyorum.Bu sert kelimeler arasında boğulduğum vakitler de çok olmuştu.


11)Kass Morgan-the 100 Eve Dönüş
Çıktıktan birkaç gün sonra aldığım bu kitapla ilgili görüşlerimi buradan okuyabilirsiniz.




12)Bracken-Karanlık Zihinler
Distopya türünde okuduğum ilk kitaptır Karanlık Zihinler.Aslında D&R'in 10tl indiriminde denk gelmeseydim pek de almaya niyetim yoktu,fakat bu cezbedici fiyat beni denemeye itti.Bu tarz kurgulara alışık olmadığımdan başlarda olayları takip etmekte sıkıntı yaşadım fakat bir yüz sayfa sonra büyük bir zevke dönüştü ve iki günde de bitiverdi.Bazen olayların arasında kaybolduğumu hissetsem de,okurken kendimi bir yay gibi gerdiysem de fark etmeden çok beğendiğim bir kitaba dönüştü.Fakat bu türden kitapları sıklıkla okur muyum bilemiyorum.


Ve Eylül sonunda okullar başladı.Hazırlıktan sonra tüm bolluğuyla gelen dokuzuncu sınıf derslerinde kendime okumaya vakit bulabilmem için büyük şevk,sizin için de güzellikler diliyorum.İyi okumalar!

19 Eylül 2015 Cumartesi

#9 (Mahir Ünsal Eriş-Olduğu Kadar Güzeldik)

İletişim Yayınları
2014
124 sayfa
---

''Meydandaki çay bahçelerinden birine oturmak geldi içimden sonra. Çünkü Erdek bir kitap olsaydı, bu çay bahçeleri ilk cümlesi olurdu onun. Gelindi mi oturulmalıydı. Bir çay, birkaç sigarayla, kıyıda kayığında ağ onaran, çapari kösteği hazırlayan balıkçıları seyretmek, bir tost isteyip, bacaklarıma sırnaşan kedilere atmak, yakın masalarda konuşulanları dinlemek, birini bekliyormuş gibi ikide bir saate bakmak iyi gelebilirdi. Gelmeliydi en azından. Yine yaz akşamları. Yaralı tekneler, küflü sesler. Erdek’te çay bahçeleri, bıkkın orkestra, tatsız garsonlar. Ezine, Susurluk, Bandırma, burası Ankara, orası Samsun! Yalandan bayılanlar,bilmezden gelinenler, kaybolan dayılar… Uykusunda ağlayan adamlar, pişmanlar, yorgunlar. Para için mırın kırın, laf dokunduran konuşmalar. Nerede bu Türkan Şoray?''

   Bazı kayboluşları,bulunma çabalarını,gözümüzün önündeyken göremediğimiz hayatların birinci kişi ağzından kaleme alınmış hikayeleri...
 
   Bundan önce Mahir Ünsal Eriş'in Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde kitabını kütüphaneden ödünç alıp okumuştum.Bitirdikten sonra da kitaplığımda bulunmamasından dolayı çok üzülmüştüm.Olduğu Kadar Güzeldik'e de aynı beklentiyle başladım ve yine şaşırmadım.Mahir Ünsal Eriş'in o güzel kalemine,acı kahve tadındaki hikayelerine olan hasretimi bir nebze olsun dindirebildim.

   Bir kaç bölüm okuduktan sonra kitabın inceliğiyle ilgili keşkelerim oldu fakat sonlara yaklaştıkça fark ettim ki eğer daha kalın olsaydı kitap,o kaybedişlerin arasında ben de kaybolabilirmişim.Her güzel şey gibi tadında bırakmak gerekirmiş.Sonrasında alınacaklar listesine ''Dünya Bu Kadar''ı da ekleyebilmek için.

   Bu arada hikayeler arasında başlarda bulunan ''Benim Adım Feridun''u çok beğendim.Son sayfada geçen nottan öğrendiğim üzere 2012'de Duvar dergisinde yayımlanmış bir hikayeymiş.Kütüphanenin süreli yayınların merdivenleri görünüyor bana da.Bir diğer yazıya kadar,güzelikle kalın.İyi okumalar.

18 Eylül 2015 Cuma

#8 (Kass Morgan-the 100 Eve Dönüş)

Go! Kitap
2015
328 sayfa
---




''100 ekibi Dünya'ya inişlerinden haftalar sonra nihayet bir düzen kurmayı başarmıştır ama kolonicileri taşıyan yeni iniş gemilerinin Dünya'ya gelmesiyle birlikte,hassas dengeler yavaş yavaş bozulmaya başlayacaktır.''





  Serinin,kısa bir süre önce çıkan üçüncü kitabı ''Eve Dönüş'' hakkındaki görüşlerime başlamadan önce kapağını çok beğendiğimi belirtmek istiyorum.Normalde evde dağ gibi birikmiş okunacaklar olduğunda kendime bir süre kitap almayacağım hakkında söz vermiştim fakat bu sözü D&R'de Eve Dönüş'ün o muhteşem kapak tasarımını ve Go! Kitap'ın mıknatıslarını görene kadar tutabildim.
Yaza girdiğimizden,reading slumpların artmasından,Eve Dönüş'ün yaz sonuna denk gelmesinden vesaire ikinci kitapla üçün arasında diziyi izleyen bir çok kişi vardır benim gibi.Büyük ihtimalle onlar da kitabı okumaya başlamadan olayların çorba olacağından korkabilirler.İlk bölümü okuyana kadar aynı korkuya ben de sahiptim.Fakat sonrasında bu korkum buhar olup uçtu çünkü gelişen olayların geçmişle bağlantılı olması,diziyle kitabın farklarını görmemi sağladı.Tabiki arada kafamı karıştıran bazı unsurlar oldu fakat bu kitabın akıcılığına etki etmedi ve ben kendimi şaşırtmayarak,diğer ikisi gibi Eve Dönüş'ü de bir günde bitirdim.

   Normalde bu tarz kitapları sevmeyen biriyim fakat the 100 serisi benim için çok ayrı oldu.Bu yüzden yazdıklarım sizde büyük beklentiler oluşturup,sonrasında da hayal kırıklığına yaratabilir.Fakat ben Eve Dönüş'ü de diğerleri gibi çok beğendim.Kass Morgan yine tüm duygularını bizimle paylaşıyor.Ölenlere beraber üzülüp,zaferlere beraber seviniyoruz.

   Bu kitabı okurken de güzel satırlara denk geldim,aşağıya bıraktım fotoğrafta görebilirsiniz.Kitap hakkında söyleyeceklerim bu kadar.Seriye devam etmenizi,başlamadıysanız da vakit kaybetmemenizi öneririm.Dizisinden daha iyi olduğunu da her fırsatta söylerim.İyi okumalar!

14 Eylül 2015 Pazartesi

London



Ve seyahatimin en heyecanlı,en yorucu bir o kadar da zevk verici dört günü.Gitmeden önce yapıtlarını,mağazalarını,sokaklarını beğeneceğimden emindim;fakat sonunda hayran kalacağım bir şehir olacağını bilmiyordum.
   Beş yüz fotoğraf ve yüz videoyla ölümsüzleştirmeye çalıştığım Londra'daki dört
günde nereleri gördüm?




1)WESTMINSTER ABBEY
Önünde durduğumuzda Big Ben'i London Eye'ı ve bir sürü telefon kulübesini,kısacası temsili Londra'yı görebildiğiniz,Darwin ve Newton gibi değerli kişiliklerin mezarlarının bulunduğu kilise.Biz gittiğimiz sırada dış duvarları yenileme olduğundan fotoğraflar pek hoş olmamışlar.Bu nedenle alıntı paylaşıyorum.


2)BUCKINGHAM PALACE
   İngiliz kraliyet ailesinin 775 odalı,gösterişli sarayı.(Bu gösterişi Aksaray'a benzetmemek elde değil.)Biz gittiğimiz sırada Elizabeth'in içeride olduğunu belirten bayrak çekiliydi ve yine zamanlamamızdan dolayı kraliyet askerlerinin nöbet değişimlerini izleyebildik.Bu denli değerli bir mekanın turistlere açık olması beni de hayran bıraktı açıkçası.




Bizlerin en çok ilgisini çeken şey kraliyet askerleriydi.Hatta bazılarıyla kısa sohbetler bile edebildik.









                                   







Ve evet.Atların hepsine kadınlar biniyor.




3)TRAFALGAR SQUARE
National Gallery'nin bahçesi de diyebileceğimiz bu meydan,bir çok sokak sanatçısına sahne oluyor.(Londra'da en çok hoşuma giden şeylerden bir de buydu.Sokak sanatçılarına çok büyük bir destek var.)Buraya geldiğimizde sırf bir pandomim sanatçısını izleyebilmek için galeriye giren gruptan ayrılmıştık.Ve tabiki değdi.

(Videoyu izleyiniz.)





4) THE NATIONAL GALLERY
   Trafalgar Square'de bulunan,2300'den fazla parçaya sahip,yılın 361 günü ücretsiz girişi olan;Londra'nın en popüler galerilerinden biri.Hem fazla zamanımız olmamasından,hem de çok büyük bir alana yayılmış olduğundan tamamını gezemedik,ki gezmeye kalksak iki günümüz giderdi sanıyorum.Burada da zamanımızın çoğunu fotoğraf çekmeye harcadık.













Londra'da ilk günümüzün planlanan kısmı burada sona erdi.Ardından aldığımız uzun süreli serbest zamanda gittiğimiz yerler;
5)M&Ms WORLD
   Londra'ya gidecek olan M&Ms aşığı bir kişinin tüm mal varlığını yatıracağı mağaza.Aşık olunabilecek tasarımların bulunduğu bu yerde,fiyatlar da gayet aşık olunası.







6)PICCADILLY CIRCUS
   Londra puzzlelarına,tablolarına malzeme olan,Eros heykelinin bulunduğu meydan.Burada da,her yerde olduğu gibi,sokak sanatçıları gayet fazla ve bir çok sokağa buradan girebiliyorsunuz.


6)CHINESE TOWN
   Çin restronanlarının ve Çin kültürüne ait öğelerin bulunduğu sokaklar.Yürürken kulağınıza gelen çince müzikler,her köşe başında gösteri yapan dansçılarla karşılaşabilirsiniz.(Burada bir çok yelpaze dansını izleme fırsatmız oldu.)

Londra'daki ilkgünümüz böyle sonlanıyor.Bir hafta sonra aynı gün gezimize kaldığı yerden devam

7)TATE MODERN
   Yine içinde bir çok değerli eseri barındıran bir müze.Dinlenme alanının bize sunduğu rahatlığından dolayı,telefonumu bir köşede şarja bırakıp gezintiye çıktığım için pişman olduğum,ilgimi fazlaca çekenleri malesef fotoğraflayamadığımdan dolayı bir daha gitmek istediğim bir yer.(Şu seyahatte en çok üzüldüğüm noktalardan biri.)





   Ve Tate Modern'den sonra British Museum'a geçerken ünlü Londra metrosuyla kısacık bir tanışmamız oluyor.İyiki de olmuş diyorum şimdi,çünkü sokaklarda dolaşmasaydıkulaşımı küçücük bir servisin içinde yaparsaydık Londra'yı bu kadar iyi tanıyamazdık.İnanın adım adım gezmek,otobüs camından ya da fotoğraflardan gördüğümüzden bin kat daha değerli.
   Bu arada herkes gibi ben de Londra metrosunu çok beğendim.Her ne kadar kısacık bir mesafe için yüz kere aktarma yapıp her defasında kaybolma tehlikesi geçirsek de.




Merdivenlerin sol tarafının acelesi olanlara ait olduğu kuralı,en çok itaat edileni.


8)BRITISH MUSEUM
Bir çok kültüre ait koleksyonların bulunduğu,büyüklüğüyle bütün enerjimizi sömüren bir müze.Buranın da tamamını gezmeye hem fırsat hem de derman bulamamıştık.
 ''PLEASE TOUCH''









9)MADAMME TUSSAUDS
   İçinde Atatürk'ün de olduğu,bir çok ünlünün balmumlarının bulunduğu müze.Giriş sırası hayli fazlaydı ama biz randevulu olduğumuz için hemen girebildik ardından hemen fotoğraf çekinmeye başladık.Biri Londra'nın balmumlarıyla tasvir edilmiş olduğu üç boyutlu bir tura çıktık.Beş dakika süren bu turda İngiliz kültürüne ait bir çok şey görebildik.(Yine üç boyutlu bir tane daha tur vardı fakat vakit sorunundan ona katılamamıştık.) Galiba hafızamı da burada doldurmuştum.



















Londra'daki ikinci günümüz Madamme Tussauds'ta sona eriyor.Üçüncü günümüz programı da alışveriş için düzenlenmişti.Üçüncü günde,yarım günümüzün hepsini Westfiels Mall'da harcıyoruz.
10)WESTFIELD MALL
Aklınıza gelebilecek her mağazayı bulunduran,çok büyük bir alışveriş merkezi.(Marka düşkünü olan bir insan olmadığımdan beni pek de cezbetmedi.).Kapalı mekanlarda alışveriş yapmayı sevmediğimden ve buranın da ayrı bir kalabalığı olduğundan bana pek hoş gelmemişti.Ayrıca klasik bir alışveriş merkezinden bir farkını görmediğim için de çok fotoğraf çekmemişim.(Altaki de alıntı.)

11)LONDON EYE
Londra'daki üçüncü gün,diğer ikisinde olduğu gibi,otobüsün bizi London Eye çevresinde bırakmasıyla başlıyor.Diğerlerinden farklı olarak,üçüncü günde,kendi isteğimizle ücretini karşılayıp randevu aldığımız London Eye'a biniyoruz.London Eye bildiğiniz gibi tek kabinine yirmi beş kişi alabilen,her bir seferinin kırk beş dakika sürdüğü,büyüklüğüyle de ünlü olan dönme dolap.Bu kırk beş dakikalık sefer bize Londra'yı tepeden fotoğraflamamıza yardımcı oluyor.(Bu yüzden burada da bir hayli fotoğraf çekmişim.)







12)HYDE PARK
   Hyde park,Londara'nın en büyük kraliyet parkı ve dünyada bilinen en büyük parklardan biriymiş.Bu kadar büyük olması,kalabalığı belli etmemesini de sağlıyor.Biz de öğle yemeğimizi buradaki ağaçlardan birinin gölgesinde yemiştik.

(*ilk fotoğraf alıntı)
13)HARD ROCK CAFE LONDON/ROCK SHOP
   Hard Rock Cafe'nin Londra'daki şubesi.Gerek zamansızlıktan,gerek kapı önündeki sıradan,gerekse fiyatları az çok tahmin edebildiğimizden sadece Rock Shop'u gezebildik.Mağazanın duvarları önemli koleksyon parçalarıyla dekore edilmiş,kulağınızda bir rock müzik.Lakin bunların hiç biri fiyatların can yakıcılığını değiştirmiyor.


14)CAMDEN TOWN
   Camden,Londra'nın alışılagelmiş düzeninden baya farklılıklar gösteren bir semti.Pazarında bir çok kıyafeti,kitabı,plakları,albümleri uygun fiyata bulabileceğiniz standlar var.Dükkanlarını da bizim Kızılay Karanfil'deki pazarlara da bir hayli benziyor.



15)OXFORD STREET
   Camden Town'dan sonraki ve son durak Oxford Street.(Üniversite olan değil.)Yüzlerce markanın ve bir çok sokak sanatçısınınn bulunduğu Oxford Street'te hediyelik eşyaların fiyatı,diğerlerine kıyasla daha ucuz.Hem bundan,hem de alışveriş için son durağımız olduğunda paramın büyük bir kısmını burada harcadım.(Alışveriş yapmaktan fotoğraf çekmeye pek vakit bulamamışım burada da.)



Ve Londra'da dördüncü günümüz de böyle sonlanıyor.Sıradaki son buluşmamızda,gözyaşlarıyla dolu bir vedalaşma yaşıyoruz tren garında.Beni çok şaşırtan,kendine aşık eden şehir;tekrar Londra!