31 Ekim 2015 Cumartesi

Ekim 2015





Okulların açıldığı,sonbaharı hissetmeye başlıyoruz derken kış soğuğuna kafa tuttuğumuz günlerin başlamasıyla geçen bir ay.Sonbahar kasveti,okul sıkıntıları derken kaçış molalarım kitaplardı bu ay da.Ve hasretle beklediğim sevgilim tiyatro.İyi ki alkışlar var dediğim üç oyun izledim bu ay,ve kokusunda huzur bulduğum on bir kitap;







                                 



   1)Neşe Dert Aşk-Ankara DT
   Neşet Ertaş'ın çocukluğundan başlayıp mezarına giden;hasretlerle,sevdalarla dolu hayat öyküsü.Gönlüme dokunan sazın güzel tınıları,içimden kopmuş türkülerle bir kaç defa daha izleyeceğimi ilk anından anladığım oyun.Bu sezonun en çok tavsiye ettiğim oyunu olacaktır muhtemelen.İzleyiniz.



2)Grönholm Metodu-Ankara DT
   Prömiyerinin yeni yapıldığı,sahnede alıştığımız klasik tiyatro anlayışından farklı bir tema vardı Grönholm Metodu'nda.Oyun başlamadan dekorlardan bile anlayabileceğimiz,tanıdık gelen bir hava.Bir iş görüşmesi ve entrikalar.Tek bir anında bile sıkılmadığım.''İş hayatında var olmak için nelerden vazgeçerdin?''Oyunun son dakikalarından aklımda kalan öylesine bir cümle var ki zor tutuyorum yazmamak için haksızlık olmasın diye.İyisi mi izleyin ,aynı cümleyi çekip çıkaracaksınızdır.



3)Bir İnce Sızı Nisan 1915-Ankara DT
   Kalabalık kadrosuyla perdeyi açan Bir İnce Sızı Nisan 1915,adımız gibi bildiğimiz lakin hissedemediğimiz gerçekler sahneye yansıtılıyor.İkinci perdede gündemle bağdaştıracağımız bir çok olay var.

Kokusunda huzur bulduklarım dedim,bu sıkıntılı ayda en büyük yardımcılarımdı kendileri.Bol bol iyi ki dedittirdiler;









1)Paulo Coelho-Veronika Ölmek İstiyor
    Kitaplığımdaki favorim olacak olan bu kitap,içimde bir yerlerde de favorimmiş uzun zamandır.Kurtulmak için intiharı seçen Veronika.Kafanıza kazıyacağınız cümlelerin bol olduğu bir kitap.Bana göre Paulo Coelho'nun en iyisi.










2)Anthony Burgess-Otomatik Portakal
   İsmi alınacaklar listemde aylarca beklemiş bir kitap,kavuşmamız gürültülü bir kitapyurdu alışverişine kısmetmiş.Ve uzun süre beklediğim her şey gibi çok güzel geldi.Kurgusuna zaten hayran kalmamın yanı sıra,''Artık yeter.''deyip bitmesini beklediğim fakat elimden bırakamadığım bölümleri çoktu.(Bu bölümler bir distopya kurgusu gibiydi sanki.Karanlık Zihinler'i okurken hissettiğime benzeyen.)Zaten ismini de çok duymuş olmanızın muhtemel olduğu bu kitap,başlarda Dövüş Kulübü'ne benzettiğim kurgusuyla sizi de hayran bırakacaktır.




3)Ruth Ozeki-Benim Balığım Yaşayacak
   Bol karlı çıktığım D&R 10 tl indirimden aldığım Benim Balığım Yaşayacak'ı alırken kafamda çok soru işareti vardı ve okuduktan sonra arka kapaktan çıkardığım kurguyla asıl kurgunun çok farklı olduğunu anladım.Denizden bulunan gizemli bir defterle başlayan hikayenin daha esrarengiz devam etmesini beklerdim.Bundan dolayı bazı bölümlerde hızım kesilmiş olsa da bitirdikten sonra ''Niye okudum?'' demedim.Bu da arka kapak bilgilerine bakarak hareket etmek zorunda olmadığımı kanıtlayan bir kitap.







4)Angutyus-Gurbet Kuşu
   İlk kitabını fuardan imzalattırarak edindiğim Angutyus,çok içten bir dile sahip.Okurken ''Bir sonraki kitabı almayacağım.'' cümlesini çok kullanmış olsam da ne hikmetse elimde serinin üç kitabı var.(Yakında tamamlarım fark etmeden.).Gurbet Kuşu'nda da İngiltere'nin aşina olmadığımız yanlarını okudum,kayboluş hikayelerine tanıklık ettim.Her seferinde belirttiğim gibi,Angutyus okuyunuz.






5)Zülfü Livaneli-Leyla'nın Evi
   Kitap ağacıyla birlikte okuduğum Leyla'nın Evi konu olarak çok tanıdık geliyor.İllegal yöntemlerle yıllardır yaşadığı aile yadigarı yalısından atılan Leyla Hanım ve bir çok farklı hayatla karşılaşmanın hikayesi.Ne Leyla Hanımlar var günümüzde de,bundandır Zülfü Livaneli okumayı çok sevişim.







6)Aykut Öğüt-Keşke Kadın Olsam
   Kitaba başlamadan önce,okuduğum yorumlar sayesinde büyük bir ön yargım vardı.(Bu yargının sebeplerinden biri kitabın üstünde yazan Kişisel Gelişim yazısı da olabilir şimdi kestiremiyorum.)Fakat bu yargı ilk sayfaları okuduktan sonra kaybolup gitti.Kadınların sahip olduğu yetenekleri ve şahit olduğu olayları anlatan Aykut Öğüt,düşününce mantıklı gelen fakat şu zamana kadar fark etmediğim bir çok şey sundu bana.Kitapyurdu yorumlardında diğer kitaplarını Keşke Kadın Olsam'dan çok daha iyi bulanlar olduğunu gördüm.İyisi buysa,çok daha iyilerini de okumak gerek.


7)Antoine de Saint Exupery-The Little Prince
   En başta kendime buradan kocaman alkışlar yollamak istiyorum,bir çok ingilizce kitaba başlayıp sonunda birini bitirebildiğim için.Bu bitirebilmede okuduğum eserinde rolü çok büyük,gerek dilinin sadeliği,gerek sayfa düzenlemeleri ve tabiki kurgusu.Kitabı bir büyük olarak okuyalı uzun zaman geçtiği için bazı hikayeleri hatırlamama sebep oldu.Fiyatıyla diğer ingilizce kitaplardan çok daha uygun olduğu için güzel bir başlangıç oldu diye düşünüyorum.






8)Tezer Özlü-Çocukluğun Soğuk Geceleri
   Tezer Özlü ile tanışmam bu kitapla oldu ve çok memnun kaldım bu tanışmadan.Çocukluğunda geçen memnuniyetsizlikler,çaresizlikler.Değişik bir haz verdi bana Çocukluğun Soğuk Geceleri.









9)Firuzan-Gül Mevsimidir
   Bir İnce Sızı Nisan 1915'den tanıdık gelen bir kurgu.Savaş sebebiyle kavuşamayan aşıklar ve Türk Edebiyatı'nın önemli isimlerinde biri Firuzan.





10)Amy Engel-Kurucunun Kızı
   Bu aralar muhtemelen ismini çok duymuşsunuzdur ki ben de bundan dolayı indirimde görünce kaçırmadım.Fakat diğerlerinin yorumlarında okuduğum kadar hoşuma gitmedi benim.Devrimin Kızı'ndan devam eder miyim bilemiyorum.(A aa.Ben çok beğenmiştim zaten herkes beğendi hızlıca okudu sen nasıl beğenmezsin?)







11)Clare Vanderpool-Babamı Bekleken
   Bu kitabı da indirim standından kapağına aşık olarak almıştım.Okuduğum yorumlar sayesinde de bir an önce başlamıştım fakat başladığım hızda bitmedi.Anlam veremediğim çok kısım vardı.Birazcık Kitap Hırsızı'na benzetmiş olabilirim fakat sağlam bir kurgu farkıyla.Bundandır galiba hızlı okuyamayışım.









Allahım onuncu ay da bitti.Ne çabuk geçiyor zamanlar da bazen yetişemiyoruz.Umarım on birinci ayda da bol bol okur,izler ve bol bol mutluluğa sahip oluruz.












23 Ekim 2015 Cuma

23.10.2015
23.01

Bugün çok değerli biri üzerine yazıyorum.Hani derler ya lise hayatın en güzel zamanıdır,en sağlam dostluklar lisede oluşur diye.Dahasını buldum galiba ben.
Buldum,sonra öğrendim.Sonra öğrendim ben bir çok şey gibi paylaşmayı da.Neyi hissediyorsam yoğurmadan paylaşmayı.Öğrendim samimiyetiyle dinleyen bazı insanlar olduğunu,hala.Bana kardeşliği öğreten birinin varlığını;huzursuzluğu,mutluluğu birbirimize dağıtmayı,tek bir yürek yaşamayı.
Beraber de öğrendik bir çok kez.İnsanların ne denli değişken olduğunu bir sene içinde gayet.Oturup karşılıklı,okumayı öğrendik mısra mısra şiirleri çekinmeden.Saklamadan ne yazdığımızı,hissettiğimizi,sevdiğimizi.Ha sevmeyi de birlikte öğrendik biz.Yağmurlu bir günde içilen sıcak kahveyi,parasız günlerimizdeki simit-çayları sevmeyi.En çok da insanları da sevdik.Güzel sevmeyi,birlikte öğrendik biz.
Sevdik,sonra da tanıdık.Yandık sevgimize daha yeni tanıdığımız.Güzel hislere yandık da yine  birlikte kurtulamadık.Sevdiğimizle kaldık,bir de hüzünlerimizle.
Omzuna yatıp ağlamayı,güzel üzülmeyi öğrendim.Öğrendik.Üzülmemiş gibi yapmayı da.
Bir sene oldu,kimisine kısacık bir zaman,bize de kocaman bir süreç.Tanımak için;yepyeni hayatları,sevinçleri,hüzünleri.
Şimdi de bir şiir okuyoruz beraber mesela,aynı şarkı çalıyor kulağımızda.Öğrenecek çok şey var daha beraber.
İyi geceler.




16 Ekim 2015 Cuma

(''Üzgünüm.''diyor
Bir mutluluk şiiri yazamam bu saatten sonra.)


Yine akşama geliyor vakitler
Ayrılık zamanı çabalar gibi gidecek olana
deniyor tutmayı bir şekilde zamanı
Ne çare.
Gidecektir yolcu geçmişinden gelecekteki geçmişine


Akşama gelince vakitler
bir hüzün basıyor sonbaharı da
Pencereden fısıldıyor rüzgar bazı melodileri galiba
Ya da insanız duymaya çabalarız bazı güzellikleri,mesela


Sonra da gece yarısı olur uyumassak
Şayet bir 'normal' insanlarız,otomatik.
A'normal olsak da yarılasak geceleri
uyandırırız ruhumuzu da hem bir güzel
raftan çıkarıp bir kaç rahatsız dizeyi
Ortak oluruz
Bir gece yarı'sında.
Eşlik eder rüzgarın melodisine;

''İşte bu saatlerde bir yara gibidir.''

9 Ekim 2015 Cuma

Geçen gece Veronika ölmek istiyordu.
''Ölüm,mavi boş bir kafestir kimi zaman''

Kaçışlar...Sokaklardan,koridorlardan,gözlerden kaçışlar,sözlerden kaçışlar.Duyulmaktan korkulan.
Sevmiyorum diye kaçışları,arta kalan oluyorum çoğu zaman da içimde söyleyemediklerimle.Ve cesaret edemediğim yazmalara,konuşmalara boş duvarlara.Ya da birtakım cesur insanlara.
Ah Veronika.Senin kadar bencil olabilseydik iyi olur muydu şimdiki halimizden acaba.Ya da sendeki bencillikten birazcık.Düşüncesizlik mi desem ki arkandakilere bakmadan kaçmana.


Geçen gece Veronika ölmek istiyordu.
Büyük bir cesaret göstererek en büyük kaçışa

8 Ekim 2015 Perşembe

Ve okullar açıldı,her saniye 'Artık tatil bitsin çok sıkıcı.' dediğim günlerinin ve şeker gibi bir hazırlık yılından sonra lise dokuzuncu sınıf hem tüm güzelliğiyle,hem de tüm hızıyla geldi.
   Her ne kadar tatil zamanı okulu deli gibi bekleyip istesem de bir hafta sonra bu isteğim pişmanlığa dönüşmeye başladı.Arkadaşlarımın hepsiyle hasret gidermek,sıralarda bol bol zaman geçirmek,enerjimin yarısını sınıfta dans ederek harcamak için bir hafta kafiymiş galiba.
   Dersleri hiç dile getirmek istemiyorum daha hazırlık olayına yeni alışabilmişken on dört dersin birden gelmesi bizi sudan çıkmış balığa çevirdi.Kaç gündür dinlediklerimi ciddiye alamamam bana sınav haftası güzel cevaplarla dönecek galiba.
   Onun haricinde en sevdiğim olan Ankara'da sonbahar günleri.Okul çıkışları yapılan kaçamaklar ve yağmurda sırılsıklam olduktan sonra içilen sıcacık kahve,bu aylarda daha bi farklı anlamlandırarak okuduğumuz şiir kitapları.Hepsi hayatın güzelliği,huzuru.
   Yazının başı halinden memnun olmayan bir ergenin günlüğüne benzese de olacak bu.Duruma alışmam ve kabullenmem çok uzun sürmez umarım.Buraları da çok özleyip arıyorum bu sıralar.Düzenin bozulması günlerdir elime kalem almama da sebep oldu fakat şu günler tabiki kaçmaz.Yakında geleneksel sonbahar yazılarından birini yazmış olurum.Malum dışarıda ürkütücü bir soğuk,ve ben sabah erkenden kalkıp bir yolculuğa çıkacağım.