31 Mart 2015 Salı

Mart 2015



Bu ay,kendimi birazcık aşıp on iki kitap okudum;iki tiyatro oyunu ve iki film izledim.E o zaman mart ayını okuma ayı olarak seçiyorum.Buyurun bakalım neler okumuşum.
(Aralarında kendimce bir sıralama da yaptım.)












1)Harper Lee-Bülbülü Öldürmek

 Her kitapseverin kütüphanesinde bulunması gereken bir eser.Olayın sürükleyici olması ve anlatım dilinin sadeliği,kitabın okunma hızını artırıyor.






2)Angutyus-Bir Apaçi Masalı

 Okurken kendi çocukluğumu gördüğüm,Ankara'nın fark edemediğim yanlarını bana sunan muazam bir hikaye.En kısa zamanda devamlarını da okumayı planlıyorum.




3)Ali Lidar-Tesirsiz Parçalar

 Karmarışık bir iç dünyaya ziyaret.Ali Lidar'ın okuduğum ilk kitabı.Beni gayet memnun eden bir kitap.Önerilir.











4)İclal Aydın-Yaz Bitmesin


 İncelemesi blogumda var.





5)İclal Aydın-Bitmiş Aşkların Emanetçisi

 Yaz Bitmesin'in hemen ardından okuduğum için farklı bir taraf göremedim.Yine mükemmel.





6)Buket Uzuner-Bir Siyah Saçlı Kadının Gezi Notları

 Okurken hiç sıkılmadığım ve beni her bölümden sonra yaz tatilinde çıkacağım yurtdışı seyahati konusunda daha da sabırsız yapan,şeker
gibi bir kitap.






7)Pucca-O Adam Buraya Gelecek

Pucca'nın geçen ay yayımlanan beşinci kitabı.Pucca bu kitapta da anlatımını bozmuyor ve yine okuyucularına tek nefeste bitirilebilecek bir kitap sunuyor.









8)Stefan Zweig-Satranç

 İnceliği kadar da doyumsuz bir kitap.Fakat daha uzun olsaydı kaldırabilir miydim,pek emin değilim.









9)Gabriel Garcia Marquez-Kırmızı Pazartesi

 Sonu başından belli olan bir roman.Bundan dolayı pek sürükleyici gitmiyor.Tabi benim bu tarz kurgular sevmememden de olabilir.










10)Richard Bach-Mavi Tüy

 Martı'da bulduğum güzellikleri bulmayı umarak başlamıştım.Hüsrana uğradım açıkçası.






11)Kürşat Başar-Çok Gülük,Ağlamayalım

 Sıralamada üstlere koymamamın sebeplerini blogda bulunan incelemeden okuyabilirsiniz.






12)Jack London-Ademden Önce

 Kurgusu beni pek içine çekemedi.Birazcık zorlanarak bitirdim açıkçası.Fakat Jack London.







Eveet.Bir ay da böyle bitti.Gelecek ayın hepimiz için güzel bir ay olması dileği ile...






21 Mart 2015 Cumartesi

#2 (İclal Aydın-Yaz Bitmesin)

Epsilon Yayınları
Temmuz 2004
159 sayfa
---





''Sanki hiç vedalaşmamışım herhangi biriyle...Sanki hiç özlemiyorum...Kimseyi...
Yazlıklardan ayrılanlar güneşten solmuş tişörtlerinin omuzlarında getirirlerdi küçük yaz aşkının ayrılığını...Mektuplarda,arada bir güçlükle açılan telefonlarla yaşatılırdı biraz daha...
Yaz bitimi,20'li yaşlarım başlayana dek daha derin acıtırdı kalbimi ve o zamanlar daha çabuk onarabilirdi kalbim kendini.
Bir ayrılığın;uzun bir yola çıkmanın,bir şehre son kez bakmanın burukluğu ile baş etmeyi öğrendim sonunda..''




   Ve evet.Sonunda haftanın ikinci yazısını ekleyebiliyorum.Kitabı bir kaç gün önce bitirmiştim fakat vakit bulup da bir türlü yazıyı yazamamıştım.
 
Şu aralar çok ziyaret ettiğim sahaftan yaptığım yüklü bir alışverişin sonunda ilk olarak Yaz Bitmesin'i okumayı seçtim.Bundan önce hiç İclal Aydın okumamış olmam ve kitabın 1. baskı olması bu seçimimdeki en büyük etkenlerdi.
 
   Kitabı büyük bir zevk alarak okudum.Anlatımın duru olması ve bahsedilenlerin içinde kendimi bulmam bir günde tüm kitabı bitirmeme neden oldu.(Çok sevdiğim şeylerin hemen bitmesinden hoşlanmam.)

  Beni rahatsız eden noktalardan biri bölümlerde tam konuya yeni adapte olabilmişken bölümün bitmesi oldu.Anlatılmak istenilen anlaşılıyor fakat,deyim yerindeyse tadı damağımızda kalıyor.

 Ve rahatsız olduğum diğer nokta da bazı bölümlerdeki eleştiri cümleleri.Eleştiri olayını genel olarak sevmememden dolayı da olabilir,bana birazcık fazla geldi.Sanki olmamalıymış gibi.
 
Bitmemesini istemediğimiz her şey gibi çabucacık bitti.
 
Yaz bitmesin...









18 Mart 2015 Çarşamba

#1 (Kürşat Başar-Çok Güldük,Ağlamayalım)

   Everest Yayınları
   Ekim 2006
   192 sayfa
     ---
 
  ''Ben hayatımda (kadınlar dışında) bilgisayar kadar sorun çıkartan bir şey görmedim .Üstelik yalnız kendisi sorun çıkartsa neyse...Bir alet,ilişkiye girdiği her şeyle sorun çıkarabilir mi?Bir bilgisayara yazıcı,tarayıcı,fotoğraf makinesi,kamera,cep telefonu gibi ne bağlamaya kalkışsanız ayrı bir dertle uğraşıyorsunuz.Her yüklediğiniz programla alet uyum sorunu yaşıyor.Bu kadar kaprisli kadın bile az bulunur.Hiçbiri yoksa da zaten 'hardware' ya 'software' sorunu vardır.Bir bilgisayarın sertlik ve yumuşaklıkla ilgili sürekli sorun yaşaması sizce de garip değil mi?''



Haftanın ilk yazısı geçen gün sahaflardan çok uygun bir fiyata aldığım Kürşat Başar'ın denemelerinin bulunduğu ''Çok Güldük , Ağlamayalım'' kitabının incelemesi.
  Kitabın içinde,başlığı ''Çok güldük,ağlamayalım''olan bir bölüm var ve bu bölümde biz insanların her durumda olumsuz bir yan bulabileceğimiz , en güzel imkanlara sahip olsak bile mutlu olamadığımız gözler önün serilmiş.Kitapta da genel olarak bu konu üzerinden gidilmiş.
  Açıkçası,kitabı okumaya başlarkenki beklentim yine Kürşat Başar'a ait olan ''Yaz'' kitabındaki bulduğum hazdı.Fakat kitap 2006 yılında yayımlanmış olduğu için ele alınan konular güncel değil.Haliyle bu senelerde okuyan birine çok akıcı gelmeyebilir.Örneğin ilk bölümlerden birinde o zamanlarda olan iletişim üzerinde bir yazı yazılmış.Gelecekte belki söyle olur,şunlar gelişebilir türünden cümleler kurulmuş.Bunları okurken bölümü bitirmek için sabırsızlandığım zamanlar olmuştur.
  Fakat konun uzatılarak değilde,tadında;kelimeler özenle ve azami miktarda seçilmiş.Bu da okuyucunun hızını artırabilecek nitelikte.
  Kitabın hoşuma gitmeyen yanlarından biri de çok eleştirel bir dil ile yazılmış olması.Bazı bölümlerde eleştirilen olaylara sadece tek bir açıdan bakılmış.
  Söz konusu olan olayların günümüzle bağlantı kurabileceklerimiz diğerlerine göre daha akıcı olan bölümler.Hatta geçmiş zamanlardaki anlatımla günümüz karşılaştırıp daha farklı bir zevk alabilirsiniz.
  Eğer deneme okumayı seven biriyseniz Çok Güldük,Ağlamayalım okumanız ve kütüphanenizde bulundurmanız gereken bir kitap.

13 Mart 2015 Cuma

11 Mart 2015
  Çarşamba
    01:15

Bazı amaçları olmalı galiba hayatında insanın.Sonra ulaşmalı onlara ve sevinmeli alabildiğince.Galiba bazı -meli,-malı ekleri olmalı cümlelerinde.İdealleri olmalı;yaşamın anlamlı olması için.

Biraz da başladığı işi bitirebilmeli galiba.Yarıda bırakılanların buruk bekleyişine anlamlar yükleyebilmeli.Tamamlanmayı bekleyenlerin umutlarını da görmeli biraz.Bunun için de azimli olmalı galiba biraz.Biraz da olmamalı galiba biraz.Her şey 'tam' olmalı.Tamamlanmalı.Bekleyişler tam olmalı.Yani ya hiç başlamamalı,ya da bitirmeli başladığı işi.

Kulağımda bir keman sesi,benim çalmadığım notalarla bana sesleniyor;keman kutusu senelerdir masamın köşesinden bana bakıyor.Otobüste birinin elinde bir kitap var ve günlerdir masamın üstünde sayfaları açık bana bakan kitap ...

Bir şeyler hep yarım kalıyor ve tamamlanmayı bekliyor.Tamamlayamadan da bitiyor galiba.

Ve bu yazıyı da hiç bir başladığı işi tamamlayamayan, yazıyı sonlandırırken bile içinde anlatamadıklarıyla baş başa kalan biri yazıyor.
Bir hafta ortasında 
ve
gece'yarı'sında.



                                         
"Her şeyden biraz kalır,
Diyor birileri,çoğulluk haklılıktır
Kavanozda biraz kahve
Kutuda biraz ekmek
İnsanda biraz acı"
Turgut Uyar

1 Mart 2015 Pazar

(Dinlediğimde kendimi köyde , o sıcacık ortamda hissettiren türkü eşliğinde.)


''   Gün horoz sesleriyle başlıyor . İnsanlar çoktan çalışmaya başlamışlar . Sanıyorum anneannem ahırda inekleri sağıyor , annem ellerinde başkalarından alınmış yırtık sayfalı kitaplarla ve yama kıyafetleriyle tek göz odalı okuluna ilerliyor . Büyük teyzem de diğerlerinden gizli evdeki radyoyu kapıp köyün ucundaki tarlalara kaçmış . Yayılmış oraya gökyüzüne baka baka çalan şarkıyı mırıldanıyor 'bak kardeşim  ,elini ver bana gel kardeşim ,neşe getirdim sana al kardeşim '.Dünyalar onun.

   Köyde herkes harıl harıl görevlerini yerine getirirken ve halinden memnun olmayanlar da kavuşamayan aşıklar . İçten içe gönlü sızlayanlar , gönül dağındaki garipler . . .
   O gün köyde düğün var . Ortanca teyzem sevinçten çıldırmak üzere . Şenlik onun en sevdiği şey . Annemse düğüne gitmeyip ders çalışacak . Gündüz okulundan sonra tarlaya çalışmaya gidiyor ve okuyup ailesine yararlı olabilmek onun tek emeli . Düğün sonlanmak üzere . Erkekler için içki masası kurulmuş . Masanın başında köyün aşığı elinde sazıyla içli türküler söylüyor . Herkesin aklında farklı senaryolar . Herkes hayaller kuruyor ve yine halinden memnun olmayanlar kavuşamayanlar . Sazdan çıkan her tını yüreklerine sivri bir bıçakmış gibi saplanıyor . 
   Köyde birilerinin inekleri çalınmış . İnsanlar seferber oluyorlar . Kimini ormana çıkıp hayvanları arıyor kimisi evleri . Neyseki günün sonunda hayvanlar sapsağlam sahibine teslim ediliyor . Otlamaya çıkıp geri dönmemişler . Kimse başkasının malına göz dikmiyor . Çünkü dayanışma var . 

   Gün tekrar ağarıyor herkes işinin başında . Fakat bugün 'almancılar' gelecek . Herkes yolları gözlemekte . Köyün girişine bir araba yanaşıyor . Arabadan inenler büyüklerin elinden öpüyorlar . Selamlaşma faslı bittikten sonra çocuklar sıraya geçiyor . Hepsini içi kıpır kıpır . O minik olarak görünen hediyeler çocuklarda izlenmesi bile keyif veren mutluluklar bırakıyor . 

    İnekleri buzağılarını doğurmuş fakat kış günü . Minnacık hayvanlar o havada soğuktan ölüverirler . Annem , teyzem de buzağıları koyunlarına alıp sıcacık yataklarında beraber uyuyorlar . Onlar için hissedilebilecek en güzel his.
-
   Annem okumak için köyünden ayrılmış . Yurda bir posta geliyor . Köyden yollanılan bir kaset . Herkes anneme selam yolluyor . Annemse ağlıyor o sırada . Dünya üzerindeki en büyük özlem ; köyü.''

   Değerler var mesela insanların arasında .  Kimse kimsenin hakkını yemiyor ve herkes kardeş gibi . Fazla mal yok , fakat huzur var . İnsanlar küçücük şeylerden mutlu oluyor . Hayal kurmaksa , en büyük nimet .