30 Nisan 2015 Perşembe

Nisan 2015

Bu nisan ayında Ankaralılar olarak bir üşüdük,bir terledik.Mevsim değişikliğinden etkilenip hasta da olduk,enerjimizden eve sığamadığımız oldu;çıktık gezdik parklarda.Tabiki de okumaya,izlemeye,dinlemeye bu ay da ara vermeden devam ettik.Bakalım benim nisan geçmişim nelerle dolu.


Bu Ay Tiyatroya Dair Neler Yaptım?

 1)Vanya Dayı 
05.04.2015 
Akün Sahnesi
Akün Sahnesine olan ilk ziyaretimi Çehov ile doldurmak istedim.İyiki de istemişim.Kalemine aşık olduğum birisi ve tadı damağımızda kalan oyunculuklar.


2)Gözlerim Kaparım Vazifemi Yaparım
12.04.2015
Küçük Tiyatro
Tartışmasız bu sezon izlediklerimin arasında en iyisiydi.En sevdiğim eserlerden birinin Ali Düşenkalkar tarafından yorumlanması ve şahane sahne performansından dolayı hayran kalarak izledim.








Haldun Taner'in 100.doğum yıldönümü sebebiyle Yapı Kredi Kültür Sanat Yayınları tarafından derlenen ''Bir Güçlü Yazar,Bir Güzel İnsan Haldun Taner 100 Yaşında'' isimli sergisinin katalogunu,kısa süreli yaptığım bir D&R ziyaretinde inceleme fırsatı buldum.Keşke seriye katılabilme imkanım olsaydı dedim içimden.



 Bu Ay Neler Okudum?

1)William Golding-Sineklerin Tanrısı 
Kitabın incelemesine blogumdan ulaşabilirsiniz.









2)Stefan Sweig-Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat
Ah şu güzel kitaplar,bir de kısacık olmasalar.Bitakım şeylere doyamamak kötü bir olay.





3)Angutyus-Bir Apaçi Masalı 2 Kebabman
Bildiğimiz Angutyus'un çizgisinden hiç çıkmadan,internet diliyle yazdığı Bir Apaçi Masalı serisinin ikinci kitabı.Nasıl bittiğini fark etmedim açıkçası.Sıradakiler gelsin bakalım...




4)Haruki Murakami-Koşmasaydım Yazamazdım
Murakami'nin okuğum ilk romanı.Deneme yazılarını sevmeyen biri olarak bu yazarı Koşmasaydım Yazamazdım ile tanımak istemezdim fakat buna rağmen güzel bir iz bıraktı bende.Kitabı okurken kendi kendime ''Bu bölüm bitince koşuya gideceğim.'' dediğim kısımlar çok fazlaydı.Tembel bir insan olduğumdan dolayı gidemedim tabiki.Fakat beynimin içinde kilometreleri koştuğumu kimse yalanlayamaz.



5)Kass Morgan-The 100 21.Gün
İlk kitap bittikten sonra hemen başladığım için olayların hangisinde gerçekleşitiği biraz karıştı fakat 21.Gün'ün diğerine göre daha sürükleyici olduğunu düşünüyorum.





6)J.D.Salinger-Çavdar Tarlasında Çocuklar
Listede bu kadar alta koymamın sebebini, okurken kafamın dolu olması ve kitaba tam olarak odaklanamamamdan dolayı olduğunu düşünüyorum.En kısa zamanda tekrar okuncaklar listeme girecek.




7)Albert Camus-Yabancı
Bunu söylemekten ve yazmaktan hiç hoşlanmıyorum fakat bu kitabı da tam odaklanamadan bitirdim galiba.Tekrar,tekrar ve tekrar okunmalı.




8)Kass Morgan-The 100
İncelemesine blogumdan ulaşabilirisiniz.






9)Sarah Jio-Agapi Ölümsüz Aşk
Uzun zaman sonra okuduğum aşk romanı.Bu tarz kurguları pek özlememişim demek ki.



10)Franz Kafka-Dönüşüm
Kafka yine yazmış,fakat bu sefer de bana pek hitap edemedi.








11)James Joyce-Ulysses
Anladım diye yalan söylememe gerek yok zaten ki anlaşılması beklebilecek de bir eser değil zaten.En azından denedim derim.








12)Gogol-Eski Zaman Beyleri
Kütüphane kitabı olduğundan çabuk bitirmeye çalıştım bu sebeple pek tadını alamadım galiba.







13)Jerzy Kosinski-Boyalı Kuş
Kuşlara karşı olan fobim bazı bölümlerde konuya odaklanmamı engelledi.Böyle bir sebebimin olması çok saçma fakat ciddi anlamda olduğu için okumaya bile tahammül edemedim.Sorun bende.








Bu ay da bayağı okumuş,izlemiş,gezmiş,dinlemiş ve eğlenmişiz.Gelecek ay bu yaptıklarımızı ikiye katlamamız dileği ile.Her ne kadar sınav haftası yaklaşsa da...

23 Nisan 2015 Perşembe




23.04.2015
  16:45

"Dinlediğin neyse onu hissedersin."

Geçen gün  ''By the sea'' dinledim,ölümü hissettim.Şimdi sağ yanımdaki müzik diyor ki;

   Çık dışarıya.Ne kılığını kıyafetini umursa,ne de buz gibi havayı.
 
   Diyor ki herkese selam ver,"Günaydın!" de,gülümse.Gülümsesin sana ağaçlar,çiçekler,bakkalcı Mehmet Amca,komşunun küçük kızı.
 
   Desinler ki yollar,arabalar,duvarlar sana;desinler ki "Dünya'nın en mutlu insanı".Nasıl olsa sonu yok mutluluğun.Varsa da tavanı kadar sokağın,dibi kadar cehennemin.
 
  Oyunlarına gir mesela çocukların.Desinler ki"O zaman biz sütteniz,abi/abla sizin takımdaysa."
 
   Koluna gir sonra marketten yeni çıkmış Safiye Teyze'nin.Torbalarını taşırken sohbet edin.Annenleri sorar sana,derslerinin nasıl olduğunu,okuduğun kitabı.Evine ulaşırsınız sonrasında.Sonsuz hayır duası...

  Eve dön sonra,saati umursamadan.Ocaktaki sıcacık yemeğe bak ve şükret.Kardeşini sev,oyun oyna,eşlik et ona.Belki misafirler gelir ardından.Akşam çayı,tatlı tuzlu,meyve derken değme şu keyfe.

  Sonra yatağa git.Düşün gün boyu yaptıklarını.İyilikleri ve diğerlerini.Güzellikleri dünya üzerindeki.Bu sırada kulağında bir kulaklık.Üflüyor kulağına huzur veren nağmeleri.
   Yann Tiersen


-Bugün 23 Nisan,neşe doluyor insan.Böyle bir yazının yazılma sebeplerinden biri olabilir belki de.-

15 Nisan 2015 Çarşamba

#4 (Kass Morgan -The 100)


 
Go Kitap
 2014
301 sayfa
    ---




''Yaşanan nükleer felaket Dünya'nın sonunu getirmiş,bu büyük felaketten sağ kurtulan insanlar 300 yıl boyunca Dünya'nın yörüngesindeki bir uzay gemisinde varlıklarını sürdürmüştür.

   Tükenmeye yüz tutan kaynaklarla koloniyi ayakta tutmaya çalışan yöneticiler,nüfusu kontrol altında tutmak için en sert tedbirleri almakta,hafif suçlar için bile idam cezası uygulanmaktadır.Öyle ki çocuk suçlular on sekiz yaşına geldiklerinde idam edilmektedir.Ama ölümlerini bekleyen bu gençlerin artık çok önemli bir görevi vardır.Gözden çıkarılmış genç suçlulardan oluşan 100 kişilik bir ekip,geçen zaman içinde yerleşime hazır hale gelip gelmediğini test etmek için Dünya'ya gönderilecektir.

   Koloninin geleceği,onların elindedir.Bu onlar için ya ikinci şans ya da bir intihar görevi olacaktır.100 ekibi farklılıklarını,geçmiş hesaplaşmalarını bir kenara bırakıp birleşmeli ve bilinmezlerle dolu Dünya'da hayatta kalmaya çalışmalıdır.

   Ama ihanetler,sırlar,henüz bitmemiş ve yeni başlayan aşklar bir bir gün yüzüne çıktıkça bir arada kalmaları gittikçe zorlaşacaktır.''



   Uzun bir aradan sonra tekrar bir kitap incelemesi,tekrar bir bilim kurgu ve tekrar çoksatanlardan bir kitap.Ne uzun boşluklar koymuşum zevk aldığım şeyleri yapmaya.Kitabı bitirdikten sonra bu aradan dolayı pişman olmadım değil.

   Haftanın başında böyle bilim kurgu,macera,ara falan derken kitaba başladım ve tadını alamadan bitirmek zorunda kaldım.Zorunda kaldım diyorum çünkü kitabın kendini okutan bir albenisi olduğuna inanıyorum.Bu görüşümü destekleyen ögelerse kitabın kapağı,olay akışı ve çevirinin yalınlığı.
   
   Kass Morgan sağ gösterip sol vurmalarıyla okuyucudan kurgusundan ötürü büyük bir alkış topluyor.Kitabın ilk yüz sayfasında karakterlerin isimlerini karıştırma sıkıntımı atlattıktan sonra olayları düzene sokamama durumuyla karşılaştım.Fakat bu sorunumu da ikinci kitaptan(The 100 21.Gün) sonra bir zevke dönüştürdüm.

   Serinin ikinci kitabını da bitiren biri olarak size verebileceğim en büyük tavsiye;bilim kurguna,özellikle de bu kitaba ön yargıyla yaklaşmayın.Yanıltabilir!

10 Nisan 2015 Cuma

06.04.2015
Pazartesi
23.37
 'Bir şarkı dinledim ve ölümü ; benliğimin tüm noktalarına kadar hissettim.Sonrasında yazdım.'
            





Yolun sonu güzellik
Yolun sonu,papatya tarlası
Bilgi yolun sonu
Hayalgücü,alabildiğine.

Ama aşk yolun sonu
Sevda
Bir inanç sevdası,
Kavgası yaşamanın

Şiir yolun sonu
Nazım,Cemal,Turgut
Bir de beyaz bir örtüyle bir kaç tahta parçası
Kısacık bir yolculuk,dualar eşliğinde
Sonrası huzur.

Ölüm var yolun sonunda.

Ölümden güzel son mu var?

5 Nisan 2015 Pazar

#3 (William Golding-Sineklerin Tanrısı)


İş Bankası Kültür Yayınları
Temmuz 2001
261 sayfa

---




 William Golding'in 1945'te yayımladığı ilk romanı Sineklerin Tanrısı,çevirmeni Mina Urgan tarafından söyle tanımlanıyor;  ''Başlangıçta,ıssız bir adaya düşen çocukların serüvenlerini anlatan,küçükler için yazılmış bir öykü, R.M. Ballantyre'ın Mercan Adası'nın çağdaş bir uygulaması sanılabilir.''(Arka Kapak)



-



 
Savaştan kaçarken Pasifik Okyanusunda ıssız bir adaya sığınan çocukların hikayesi.Başlarda dayanışma içindeyken ve her şey yolundayken birdenbire aralarına hırsın,öfkenin girdiği iki grup haline dönüşüyorlar.Büyük Britanya uygarlığının küçük bir örneği.



    Kitabın ilk sayfaları,yukarıda yazılanlar gibi,Mercan Adası'nı hatırlatıyor.Hatta karakterlerin isimlerinin Ralph ve Jack olması bu düşüncemi destekler nitelikte.Fakat kitap ilerledikçe olayların farklı bir hal alması,kurgu
nun bir çocuk kitabına göre daha derin anlamlar içermesi bunun sadece minik bir benzerlik olduğunun göstergesi.



     Birazcık da olsun macera içeren kitapları bitirememe sorunsalım bu kitapta geçersiz kalıyor. Bunun sebeplerinden en önemlisi cümlelerin ağır olmaması galiba.Olayların çok sürükleyici olmamasına rağmen tek bir sayfada bile 'artık bitsin' gibi bir düşünceye girmedim.Hatta aksine kendimden beklemediğim bir performansla bu kitabı iki gün içinde bitirdim.



   Kitabın ingilizcesinin de çok ağır bir dili olmadığını duydum.Kendimi ingilizce bir roman okumaya hazır hissettiğim zaman ilk okuyacaklarım arasında.''Filmini izlemeden önce kitabını okumalısın.'' benzeri yorumlara katıldığımı da belirtmek isterim.



    Haftayı;macera kitaplarına düşkün biriyseniz benden daha hızlı,hatta belki tek nefeste bitirebileceğiniz bir kitabın incelemesiyle noktalıyorum.Gelecek hafta en güzellisi,en bol okumalısı olsun!