31 Aralık 2015 Perşembe

Aralık 2015

   Aralık ayını sınav haftasını bitirerek doğum günümle açtım.Tiyatroya gitmeye ve bol kitap okumaya kendimi şartlandırsam da elimde olanlar bir oyun ve altı kitap.Son haftanın 'yine' sınavlara denk gelmesi bir hüzündür benim için.Buna rağmen altı değerli kitap;





1)Maksim Gorki-Küçük Burjuvalar
   En sevdiğimden gelen doğum günü hediyelerinden biriydi Küçük Burjuvalar.Okumaktan çok zevk aldığım bir yazar olması ve Rus Edebiyatını akıcı bulmam başlamadan önce güzel bir yargımın oluşmasını sağladı.Sadece ilk sayfalarda karakterleri karıştırmış olsam da sonrası su gibi geldi.Burjuvaların hayatlarından minik bir kesit verilmiş tiyatro metni halinde.Eğer ilginiz varsa bu güzel seri de hoş duracaktır kitaplığınızda.Öneririm.





2)Stefan Sweig-Olağanüstü Bir Gece
   Yine sevdiceğimden gelen bir hediye ve yine İş Bankası Yayınları.Aşık olunası kapaklarıyla tekrar tekrar okumak isteyeceğim bir kitap daha.Bu seriye yeni eklenmiş,net bir yorum yok kafamda ama Sweig olması sebebiyle de çok zevk aldım okurken ben.












3)George Orwel-Hayvan Çiftliği

   Orwel'in bu kitabını ikinci okuyuşum ve hep aynı güzel hisler.Bunu hep duymuşsunuzdur her ne kadar bir fabl olsa da derin anlamları var diye.Bu derin anlamlar zorlaştırmıyor anlaşılmayı.Kurgudan günümüzdekine benzer bir çok olay çıkaracaksınızdır siz de benim gibi.








4)Yılmaz Özdil-Kadın
   Ve 6 Aralık'ta katıldığım Yılmaz Özdil imza gününden kalanlar.Kadın,dünya üzerinde  haberler ve yorumlarıyla kadınların nasıl bir statüye sahip olduğunu bize net bir şekilde sunuyor.Güncel olan olmayan,ilgimi çeken çekmeyen her sayfasıyla çok değerli bir kitap.Kadın'ı okumanız,hele bir erkekseniz,size çok geniş bir bakış açısı kazandıracaktır.















5)Emily Bronte-Uğultulu Tepeler
   Ve yine bir klasik efsanesi daha.Blogda gördüğünüz gibi her ay klasiklerden okumaya çalışıyorum lakin bu ay denediğim hoş olmadı.Başlangıcının sınav haftasına denk gelmesi,aldığım yayınevinin minicik puntolu beni bir adım uzaklaştırdı kitaptan ve pek anlayamadım kitabı.İleride başka bir yayınevinden edinip tekrar okuyacağım.


6)Franz Kafka-Taşra'da Düğün Hazırlıkları
   Kafka'nın tamamlanmamış romanlarının biraraya getirilmiş bir cildi.Yaz başından beri okunmayı bekledi,neredeyse kitaplıkta eskidi.Kısmet bu ayaymış.Bölümleri okurken Kafka'nın eşsiz tatlara sahip cümleleri çıkarabiliyorsunuz fakat bütün olarak karmaşası olduğu için pek sürdürüp zevk alamadım ben.






Sınav haftasının ortasından,siz bir yılbaşı partisinde delicesine eğlenirken yazıyorum bu yazıyı.Umarım daha olaysız,huzurlu,yazmalı,okumalı bir dene olur.Hepimiz için.Mutlu yıllar.




27 Aralık 2015 Pazar


   Dilek dilemek güzel bir olaydır ve bir çok umut barındırır bünyesinde.Dua ederkenki heyecanlar,yeni yıl gelirkenkiyle bir hayli benzerler bu sebeple hatta.
   Yeni yıla hazırlanırkenki geri dönüp neler yaşadığımızı görmemiz,hissetmemiz ve gelecek olan yıldan daha fazlasını beklememiz.Güzel insanlık meziyetleri mesela.
   Dilek ağacına bir kaç cümle bırakmak ya da ondan geriye sayarken değişik bir hazza bürünmek. Günler öncesinden hazırlık yapıp çevredekiler için kartlar hazırlamak,içtenlikler saklamak.
   Her sene yaptığım bu rutinler daha bir anlamlı görünmeye başlıyor bu yılbaşında.Geçen seneki dileklerimin bir bir gerçekleştikleri yeni fark ettiğim şu zamanlarda.
   Yine inancım ve umudum var sepetimde hala ama geçmiş olacak bu yılı da bir kitap sayfasında saklayasım da var.Muzice gibi bir yıl geçip giderken umut da bir yandan fısıldıyor kulağıma ''Mucizelerin de bir molaya ihtiyacı yok mu acaba?''

18 Aralık 2015 Cuma

   Şu sıralar değişik olaylar dönüyor çevremde.Herkes mutsuz,huzursuz.Bunalıma giriyoruz bir şeyler ters gidince hemen.Mesela ''Boşverelim,hayat kısa.''diye bitiremiyorum cümlelerimi.Boş şeyler olmadığını görüyoruz hayatta ve düşünüyoruz''Hangisi doğru acaba?''.
   Yazının sonu ''Cehalet mutluluktur.''a dönecek gibi duruyor diyebilirsiniz,tam karşısında olduğumu hissetmiyorum bu görüşün şu aralarda.Öğrendikçe doğruları yeryüzünde,tanıdıkça ikiyüzlüler ve 'gerçek'insanları.Bazen keşke diyorum hepimiz gibi.

----Kaçmak istemek gerçeklerden.Her ne kadar bilsek de yanlış olduğunu,huzurdu galiba istediğimiz.Bencillikten kaynaklanan bilmeme hazzı.Beynimizdeki ego kısmının kullanım hatası.Bazen düşünmeme isteği.Bomboş olabilme.Boşverebilme.----

   Bu yüzden değişik oluyoruz galiba.Huzursuz,bunalmış ve mutsuz.Cahil kalıp mutlu olsaydık yeri miydi söylediğim noktada acaba.Ya bilerek mi yaşamak bütün kötü şeyleri.Bir kabustaymışçasına korkarak,cesur olamadığımızdan.
18.12.2015
22.33
----  
   Yürüyoruz.Geçmiş denilen bir şey bırakarak ardımızda.Yürüyoruz bilinmeyen bir zamana,nice mutluluklar,hüzünler bırakarak ardımızda.
   Hızlı gidiyor bu yürüyüş yazmadıkça,anlamsız.Daha da hızlanıyoruz ve artıyor ardımızda bıraktıklarımız.Biriktirmiyoruz yazmadıkça.Kayboluyorlar ve biz de kaybediyoruz hızlanan koşunun içinde.
   Yazmam gerektiğini öğrendim ben.Her ne olduysa geçmişi,yazarak saklamayı.Bazen mısralara,bazen ders kitabının üst köşesine,günlük sayfalarına,klavyede kaydırarak çoğu zaman.Biriktiler sonra 'güzel' bir geçmiş oluşturdular ardımda.Neler yaşadım sorusuna verebileceğim yanıtlar sakladım harflerin arasına ve binlerce hatıra.
   Geçmişi biriktirdim parmaklarımdan akıtarak.Birikmesi gerektiğini fark ettim yukarıdaki gibi.Fark ettim de biriktiremedim bir süre ve yaşayamadım o zamanlarda.Kaybolmuş bir dilim.Bembeyaz bir sayfa günlükte bir o kadar da puslu hafızada.
   Diyeceğim o ki,sayfalarımız kararsın belleklerimiz yerine.Mürekkepler,klavye şahit olsun ömrümüze.En güzel zamanlamadır harflerin itirafı bir gün.En güzelidir yazabilmek uzun zaman sonra.Yaşamı hissettirdiği için,iliklere kadar.

8 Aralık 2015 Salı

   Sonbahar geçmekte bahçelerden,giysi dolaplarından,telefon galerilerinden.Sonbahar geçmekte ve götürmekte güzelliklerini,getirmekte kış;tir tir titreten Ankara soğuğunu.
   Sonbahar bitiyor da bizde de bir şeyler bitiyor galiba.Bu sonbahar benim için eskileri gibi değildi mesela.Ruhumun bir ihtiyaç haline getirdiği kısacık bir yazı bile yazamamışım ki bu yazıyı yazmamı sağlayacak olan ruhumu bulamamışım bir mevsim boyunca.
   Sonbahar bu sene de sonlanıyor,uzun sürecek olan yeni bir döneme giriyoruz ve ben bu sene hiç sarı yapraklara karşı oturup kahve içtiğimi hatırlamıyorum.
   Bu mevsim bitiyor yine ben sayfalarca şiiri hissedemiyorum.Fark ediyorum ters gittiğini bir şeylerin ve bittiğini sonbaharın.Bize el sallayarak soğuk yollayan bir kışı karşılayacağımı.
   Her ne kadar bu defa bir şeyler farklı gitse de hakkıyla veda etmek gerek,her defasında anlayamadığım sonlanmalara bir çentik daha atarak.Özletme kendini sonbahar.Başlamaktır tekrardan, en sevdiğimiz.

29 Kasım 2015 Pazar

Kasım 2015

   Yılın sonlarına yaklaşıyoruz,sevdiğim mevsimin en güzel zamanları fakat bir lise öğrencisi olarak tabiki tadını çıkarmama izin yok.Ay başladıktan bir süre sonra sınav haftası yaklaştı hazırlık sonrası not konusunda büyük bir tramva yaşamak istemediğim için ağırlığı biraz daha derslere verdim.(Keşke böyle bişey yapmasaymışım bir işe yaramadı.)Bu nedenle bu ay sadece yedi kitap okuyabilmişim;

1)Stephan Hawking-Benim Kısa Tarihim
   Hepimizin çok iyi bildiği ama tanımadığı bir fizikçi;Stephan Hawking.Son zamanlarda bu kitabı raflarda çok görmüşsünüzdür,benim için çok değerli bir eser.Hawking'in bu yaz Londra'da yanımızdan geçişinden sonra ilk cümlede belirttiğim gibi onu çok iyi bildiğimi,diğer yandan da hiç bilmediğimi fark ettim.Bu merak beni Benim Kısa Tarihim'i almaya itti.İyi ki de olmuş.Aralardaki bazı üst düzey bilgilendirmeler dışında keyifle okuduğum bir kitaptı.Tavsiye ederim.

2)Nurullah Ataç-Gene Yalnızlık
   Nurullah Ataç ile bu derleme deneme kitabı ile tanılştım.Yapı Kredi Yayınları'nın bu serisi hem fiyat hem de içerik olarak mükemmel bir seri.Eksiklerimi yavaş yavaş tamamlıyorum ve her bir kitabı bitirdiğimde de memnuniyetim aynı oluyor.Bir yazımda denemeleri pek sevmediğimi söylemiştim.O yazıdan bu yana daha çok eleştirel denemelerden hoşlanmadığımı fark ettim.Gene Yalnızlık'ta da bunlardan vardı fakat benim için tuz biber oldular.

3)Hermann Hesse-Klingsor'un Son Yazı
   Hermann Hesse bu kitabında hayatının son demlerini yaşayan bir ressamı anlatıyor.Bitirdikten sonraki tek düşüncem  biraz ince olduğuydu.İnce kitap okumayı seven bir insan olarak sanki biraz daha uzun olsaymış daha keyifli olacakmış gibiydi.Belki de her şey tadında güzeldir diyeyim.

4)Haldun Taner-On İkiye Bir Var
    Haldun Taner'in eserlerinden çok okumamış bir insan olarak On İkiye Bir Var'ın ilkim olmasından çok memnunum.İçinde birden çok hikaye barındıran bu kitap otobüs yolculuklarım için biçilmiş kaftandı.

5Yaşar Kemal-Tek Kanatlı Bir Kuş
   Yaşar Kemal'in incecik,tek perdelik bir oyun tadındaki güzeller güzeli eseri.Anadolu'nun güzel insanları hakkında okumayı seven biri olarak Yaşar Kemal'i bol bol tercih ederim ve bu ayki tercihimde de yanılmamışım.

6)Ayşe Arman-Gezinin Güzel İnsanları
   Taksim Gezi Parkı,direnişciler,yaralananlar,provakatörler ve binlerce güzel yürek.Bizzat şahit olup içinde bulunduğum bu güzel örgütlenmeyi tekrar hatırlamama sebep oldu Ayşe Arman.Gezinin Güzel İnsanlarında direnişçilerden,yaralananlardan,şahit olanlardan,direniçe destek vermeyenlerden ve ölüm evinin içine ateş gibi düşenlerden alınmış röportajlar var.En sevdiğim taraf önceki cümlede de belirttiğim gibi farklı bakış açılarını bir arada bulundurmasıydı.Detayları öğrenmek,hatırlamak isteyen ya da "Acaba polis ne düşünüyordu?"diyenler için sonuna kadar önerebileceğim bir kitap.

7)Nedim Gürsel-Şeytan Meler Ve Komünist
   D&R 10tl indiriminde bir koşu seçip aldığım bir kitaptır kendileri.Bu hızlı seçimde Nazım Hikmetle alakalalı olduğunu öğrenmem çok etkiliydi.Arka kapakta bir nevi biyografi olduğu yazıyordu fakat ben o görüşe pek katılamadım bitirdikten sonra.Olay Almanya'da geçiyor ve okurken sanki o sokaklarda kendim gezmişim gibi oluyordum,bu da kitabın en güzel özelliğiydi.Onun haricinde Nazım Hikmet'in benim ilgilendiğim yanıyla ilgili pek bir şeye denk gelemedim.Bu sebeple de uzun sürmüştü sonlandırmam.

   En sevdiğim aya girerken bir yandan da 15.yaşımın son saatlerini yaşıyorum ve sizi hala çok seviyorum İyi okumalar hiç tanışamadıklarım ve hep yanımda olanlar.

14 Kasım 2015 Cumartesi

   Bizler yoruluyoruz da bazıları hiç yorulmuyor kırıp dökmekten,yakıp insanların hayatlarını söndürmekten,öldürmekten.Bizler bıkıyoruz korkarak yürümekten, "Acaba bir şey oldu mu?" diye düşünmekten.Ve onlar hala bıkmıyor öldürmekten.

   Bugün Paris'teydim,geçen ay Ankara'da,öncesinde bir al bayraklı bir tabutun içinde.Madımak'ta yanan da bendim,Afrika'da açlık da ölen de.Yarın bir kitap okuyor olacağım veya müzik dinliyor.Özgürlük şarkıları söyleyeceğim belki de bu nedenle bir bomda patlayacak sol yanımda.Ya da sonraki gün bir kürt,müslüman,alevi olarak doğacağım.Belki yarın kız olduğum için sokağa çıkamayacağım,yakılacağım güzeller güzeli bir kütüphanenin rafları arasında,belki çığlıklar içinde nefes almaya çalışıyorum şuan bir tecavüz odasında.

   Ben masum insanım ve ölüyorum günden güne.Öldürülüyorum kana susamışların kokusuyla çığlıklar arasında.Ardımda benim gibi ölümün nereden geleceğini merak eden masumlar bırakarak.Öldürülüyorum ben ve öldürüleceğim.Benim ölümümü görmezden gelenler var oldukça öldürüleceğim,kan kokusunu duymaktan rahatsız olmayanlar tarafından.Dün olduğu ve yarın olacağı gibi.

Bu yazının sonunda size dünyanın en güzel duvar kağıdını hediye etmiş oluyorum.

2 Kasım 2015 Pazartesi

02.11.2015
13.39


' Sabah evden çıkıyor.İçinde sonsuz sıkıntılarla.Okula giden yok uzun,bunaltıcı.Kaçışlar kitaplar her günkü gibi.Kaçışlar...
 Varıyor okula;aynı insanlar,aynı yüzler.Sıkılıyor mu.Ne evet ne hayır.Sıkıldığı kadar kendinden,aynada görmekten.
 Dersler de geçiyor bir şekilde.Sistemin saçmalığı,bunaltıcılığı.Yetmiyor engellemeye sıra altında bir kitap saklamasını.Bu da en güzel kaçışlardandır mesela.
 Bu gün de kantine inmedi.O para birikecek,kitap alınacak.O kitap;raftaki yerine bir an önce kavuşmalı çünkü.
 Bir şekilde bitiyor okul.Sıkıntıları geriye atmaya çabalamalar kafada.Yine bir kitap açıyor eve dönüş yolunda.Sıkıntılardan kaçışlar,yeni dünyalara kaçışlar.
 Eve geliyor,masanın üzerinde bir poşet.İçine baktığında istemsiz bir çığlık atıyor,gözlerden yaş gelene kadar gülüyor,sarılıyor haftalardır almayı beklediğine.Sarılıyor kaçışlarındaki yol arkadaşına.Kokluyor sonra,içine çekerek huzuru.'

Böyledir kaçışlar bazılarında.İnsanlardan,insanların yarattığı saçmalıklarda ve sıkıntılardan kaçışlar.Bugün de düşünüyorum da şimdi kaçabiliyoruz bir şekilde,izin verirler mi bu gidişatla daha fazla kaçmamıza.Neyse diyip devam ediyorum kaçmalarıma.Hala vakit varken.

31 Ekim 2015 Cumartesi

Ekim 2015





Okulların açıldığı,sonbaharı hissetmeye başlıyoruz derken kış soğuğuna kafa tuttuğumuz günlerin başlamasıyla geçen bir ay.Sonbahar kasveti,okul sıkıntıları derken kaçış molalarım kitaplardı bu ay da.Ve hasretle beklediğim sevgilim tiyatro.İyi ki alkışlar var dediğim üç oyun izledim bu ay,ve kokusunda huzur bulduğum on bir kitap;







                                 



   1)Neşe Dert Aşk-Ankara DT
   Neşet Ertaş'ın çocukluğundan başlayıp mezarına giden;hasretlerle,sevdalarla dolu hayat öyküsü.Gönlüme dokunan sazın güzel tınıları,içimden kopmuş türkülerle bir kaç defa daha izleyeceğimi ilk anından anladığım oyun.Bu sezonun en çok tavsiye ettiğim oyunu olacaktır muhtemelen.İzleyiniz.



2)Grönholm Metodu-Ankara DT
   Prömiyerinin yeni yapıldığı,sahnede alıştığımız klasik tiyatro anlayışından farklı bir tema vardı Grönholm Metodu'nda.Oyun başlamadan dekorlardan bile anlayabileceğimiz,tanıdık gelen bir hava.Bir iş görüşmesi ve entrikalar.Tek bir anında bile sıkılmadığım.''İş hayatında var olmak için nelerden vazgeçerdin?''Oyunun son dakikalarından aklımda kalan öylesine bir cümle var ki zor tutuyorum yazmamak için haksızlık olmasın diye.İyisi mi izleyin ,aynı cümleyi çekip çıkaracaksınızdır.



3)Bir İnce Sızı Nisan 1915-Ankara DT
   Kalabalık kadrosuyla perdeyi açan Bir İnce Sızı Nisan 1915,adımız gibi bildiğimiz lakin hissedemediğimiz gerçekler sahneye yansıtılıyor.İkinci perdede gündemle bağdaştıracağımız bir çok olay var.

Kokusunda huzur bulduklarım dedim,bu sıkıntılı ayda en büyük yardımcılarımdı kendileri.Bol bol iyi ki dedittirdiler;









1)Paulo Coelho-Veronika Ölmek İstiyor
    Kitaplığımdaki favorim olacak olan bu kitap,içimde bir yerlerde de favorimmiş uzun zamandır.Kurtulmak için intiharı seçen Veronika.Kafanıza kazıyacağınız cümlelerin bol olduğu bir kitap.Bana göre Paulo Coelho'nun en iyisi.










2)Anthony Burgess-Otomatik Portakal
   İsmi alınacaklar listemde aylarca beklemiş bir kitap,kavuşmamız gürültülü bir kitapyurdu alışverişine kısmetmiş.Ve uzun süre beklediğim her şey gibi çok güzel geldi.Kurgusuna zaten hayran kalmamın yanı sıra,''Artık yeter.''deyip bitmesini beklediğim fakat elimden bırakamadığım bölümleri çoktu.(Bu bölümler bir distopya kurgusu gibiydi sanki.Karanlık Zihinler'i okurken hissettiğime benzeyen.)Zaten ismini de çok duymuş olmanızın muhtemel olduğu bu kitap,başlarda Dövüş Kulübü'ne benzettiğim kurgusuyla sizi de hayran bırakacaktır.




3)Ruth Ozeki-Benim Balığım Yaşayacak
   Bol karlı çıktığım D&R 10 tl indirimden aldığım Benim Balığım Yaşayacak'ı alırken kafamda çok soru işareti vardı ve okuduktan sonra arka kapaktan çıkardığım kurguyla asıl kurgunun çok farklı olduğunu anladım.Denizden bulunan gizemli bir defterle başlayan hikayenin daha esrarengiz devam etmesini beklerdim.Bundan dolayı bazı bölümlerde hızım kesilmiş olsa da bitirdikten sonra ''Niye okudum?'' demedim.Bu da arka kapak bilgilerine bakarak hareket etmek zorunda olmadığımı kanıtlayan bir kitap.







4)Angutyus-Gurbet Kuşu
   İlk kitabını fuardan imzalattırarak edindiğim Angutyus,çok içten bir dile sahip.Okurken ''Bir sonraki kitabı almayacağım.'' cümlesini çok kullanmış olsam da ne hikmetse elimde serinin üç kitabı var.(Yakında tamamlarım fark etmeden.).Gurbet Kuşu'nda da İngiltere'nin aşina olmadığımız yanlarını okudum,kayboluş hikayelerine tanıklık ettim.Her seferinde belirttiğim gibi,Angutyus okuyunuz.






5)Zülfü Livaneli-Leyla'nın Evi
   Kitap ağacıyla birlikte okuduğum Leyla'nın Evi konu olarak çok tanıdık geliyor.İllegal yöntemlerle yıllardır yaşadığı aile yadigarı yalısından atılan Leyla Hanım ve bir çok farklı hayatla karşılaşmanın hikayesi.Ne Leyla Hanımlar var günümüzde de,bundandır Zülfü Livaneli okumayı çok sevişim.







6)Aykut Öğüt-Keşke Kadın Olsam
   Kitaba başlamadan önce,okuduğum yorumlar sayesinde büyük bir ön yargım vardı.(Bu yargının sebeplerinden biri kitabın üstünde yazan Kişisel Gelişim yazısı da olabilir şimdi kestiremiyorum.)Fakat bu yargı ilk sayfaları okuduktan sonra kaybolup gitti.Kadınların sahip olduğu yetenekleri ve şahit olduğu olayları anlatan Aykut Öğüt,düşününce mantıklı gelen fakat şu zamana kadar fark etmediğim bir çok şey sundu bana.Kitapyurdu yorumlardında diğer kitaplarını Keşke Kadın Olsam'dan çok daha iyi bulanlar olduğunu gördüm.İyisi buysa,çok daha iyilerini de okumak gerek.


7)Antoine de Saint Exupery-The Little Prince
   En başta kendime buradan kocaman alkışlar yollamak istiyorum,bir çok ingilizce kitaba başlayıp sonunda birini bitirebildiğim için.Bu bitirebilmede okuduğum eserinde rolü çok büyük,gerek dilinin sadeliği,gerek sayfa düzenlemeleri ve tabiki kurgusu.Kitabı bir büyük olarak okuyalı uzun zaman geçtiği için bazı hikayeleri hatırlamama sebep oldu.Fiyatıyla diğer ingilizce kitaplardan çok daha uygun olduğu için güzel bir başlangıç oldu diye düşünüyorum.






8)Tezer Özlü-Çocukluğun Soğuk Geceleri
   Tezer Özlü ile tanışmam bu kitapla oldu ve çok memnun kaldım bu tanışmadan.Çocukluğunda geçen memnuniyetsizlikler,çaresizlikler.Değişik bir haz verdi bana Çocukluğun Soğuk Geceleri.









9)Firuzan-Gül Mevsimidir
   Bir İnce Sızı Nisan 1915'den tanıdık gelen bir kurgu.Savaş sebebiyle kavuşamayan aşıklar ve Türk Edebiyatı'nın önemli isimlerinde biri Firuzan.





10)Amy Engel-Kurucunun Kızı
   Bu aralar muhtemelen ismini çok duymuşsunuzdur ki ben de bundan dolayı indirimde görünce kaçırmadım.Fakat diğerlerinin yorumlarında okuduğum kadar hoşuma gitmedi benim.Devrimin Kızı'ndan devam eder miyim bilemiyorum.(A aa.Ben çok beğenmiştim zaten herkes beğendi hızlıca okudu sen nasıl beğenmezsin?)







11)Clare Vanderpool-Babamı Bekleken
   Bu kitabı da indirim standından kapağına aşık olarak almıştım.Okuduğum yorumlar sayesinde de bir an önce başlamıştım fakat başladığım hızda bitmedi.Anlam veremediğim çok kısım vardı.Birazcık Kitap Hırsızı'na benzetmiş olabilirim fakat sağlam bir kurgu farkıyla.Bundandır galiba hızlı okuyamayışım.









Allahım onuncu ay da bitti.Ne çabuk geçiyor zamanlar da bazen yetişemiyoruz.Umarım on birinci ayda da bol bol okur,izler ve bol bol mutluluğa sahip oluruz.












23 Ekim 2015 Cuma

23.10.2015
23.01

Bugün çok değerli biri üzerine yazıyorum.Hani derler ya lise hayatın en güzel zamanıdır,en sağlam dostluklar lisede oluşur diye.Dahasını buldum galiba ben.
Buldum,sonra öğrendim.Sonra öğrendim ben bir çok şey gibi paylaşmayı da.Neyi hissediyorsam yoğurmadan paylaşmayı.Öğrendim samimiyetiyle dinleyen bazı insanlar olduğunu,hala.Bana kardeşliği öğreten birinin varlığını;huzursuzluğu,mutluluğu birbirimize dağıtmayı,tek bir yürek yaşamayı.
Beraber de öğrendik bir çok kez.İnsanların ne denli değişken olduğunu bir sene içinde gayet.Oturup karşılıklı,okumayı öğrendik mısra mısra şiirleri çekinmeden.Saklamadan ne yazdığımızı,hissettiğimizi,sevdiğimizi.Ha sevmeyi de birlikte öğrendik biz.Yağmurlu bir günde içilen sıcak kahveyi,parasız günlerimizdeki simit-çayları sevmeyi.En çok da insanları da sevdik.Güzel sevmeyi,birlikte öğrendik biz.
Sevdik,sonra da tanıdık.Yandık sevgimize daha yeni tanıdığımız.Güzel hislere yandık da yine  birlikte kurtulamadık.Sevdiğimizle kaldık,bir de hüzünlerimizle.
Omzuna yatıp ağlamayı,güzel üzülmeyi öğrendim.Öğrendik.Üzülmemiş gibi yapmayı da.
Bir sene oldu,kimisine kısacık bir zaman,bize de kocaman bir süreç.Tanımak için;yepyeni hayatları,sevinçleri,hüzünleri.
Şimdi de bir şiir okuyoruz beraber mesela,aynı şarkı çalıyor kulağımızda.Öğrenecek çok şey var daha beraber.
İyi geceler.




16 Ekim 2015 Cuma

(''Üzgünüm.''diyor
Bir mutluluk şiiri yazamam bu saatten sonra.)


Yine akşama geliyor vakitler
Ayrılık zamanı çabalar gibi gidecek olana
deniyor tutmayı bir şekilde zamanı
Ne çare.
Gidecektir yolcu geçmişinden gelecekteki geçmişine


Akşama gelince vakitler
bir hüzün basıyor sonbaharı da
Pencereden fısıldıyor rüzgar bazı melodileri galiba
Ya da insanız duymaya çabalarız bazı güzellikleri,mesela


Sonra da gece yarısı olur uyumassak
Şayet bir 'normal' insanlarız,otomatik.
A'normal olsak da yarılasak geceleri
uyandırırız ruhumuzu da hem bir güzel
raftan çıkarıp bir kaç rahatsız dizeyi
Ortak oluruz
Bir gece yarı'sında.
Eşlik eder rüzgarın melodisine;

''İşte bu saatlerde bir yara gibidir.''

9 Ekim 2015 Cuma

Geçen gece Veronika ölmek istiyordu.
''Ölüm,mavi boş bir kafestir kimi zaman''

Kaçışlar...Sokaklardan,koridorlardan,gözlerden kaçışlar,sözlerden kaçışlar.Duyulmaktan korkulan.
Sevmiyorum diye kaçışları,arta kalan oluyorum çoğu zaman da içimde söyleyemediklerimle.Ve cesaret edemediğim yazmalara,konuşmalara boş duvarlara.Ya da birtakım cesur insanlara.
Ah Veronika.Senin kadar bencil olabilseydik iyi olur muydu şimdiki halimizden acaba.Ya da sendeki bencillikten birazcık.Düşüncesizlik mi desem ki arkandakilere bakmadan kaçmana.


Geçen gece Veronika ölmek istiyordu.
Büyük bir cesaret göstererek en büyük kaçışa

8 Ekim 2015 Perşembe

Ve okullar açıldı,her saniye 'Artık tatil bitsin çok sıkıcı.' dediğim günlerinin ve şeker gibi bir hazırlık yılından sonra lise dokuzuncu sınıf hem tüm güzelliğiyle,hem de tüm hızıyla geldi.
   Her ne kadar tatil zamanı okulu deli gibi bekleyip istesem de bir hafta sonra bu isteğim pişmanlığa dönüşmeye başladı.Arkadaşlarımın hepsiyle hasret gidermek,sıralarda bol bol zaman geçirmek,enerjimin yarısını sınıfta dans ederek harcamak için bir hafta kafiymiş galiba.
   Dersleri hiç dile getirmek istemiyorum daha hazırlık olayına yeni alışabilmişken on dört dersin birden gelmesi bizi sudan çıkmış balığa çevirdi.Kaç gündür dinlediklerimi ciddiye alamamam bana sınav haftası güzel cevaplarla dönecek galiba.
   Onun haricinde en sevdiğim olan Ankara'da sonbahar günleri.Okul çıkışları yapılan kaçamaklar ve yağmurda sırılsıklam olduktan sonra içilen sıcacık kahve,bu aylarda daha bi farklı anlamlandırarak okuduğumuz şiir kitapları.Hepsi hayatın güzelliği,huzuru.
   Yazının başı halinden memnun olmayan bir ergenin günlüğüne benzese de olacak bu.Duruma alışmam ve kabullenmem çok uzun sürmez umarım.Buraları da çok özleyip arıyorum bu sıralar.Düzenin bozulması günlerdir elime kalem almama da sebep oldu fakat şu günler tabiki kaçmaz.Yakında geleneksel sonbahar yazılarından birini yazmış olurum.Malum dışarıda ürkütücü bir soğuk,ve ben sabah erkenden kalkıp bir yolculuğa çıkacağım.

30 Eylül 2015 Çarşamba

Eylül 2015

    Tatil günlerinin çoğunu evde geçirdiğim bir aydı Eylül.Bu nedenle yazın en çok kitap okuduğum ay olmuş.Hepsi de birbirinden değerli,keyif alarak okuduklarım.


1)Stefan Sweig-Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
Mektup düzeneğinde yazılmış;bir ömrünü hasretliğe,özleme harcayan bir kadının hikayesiydi bir nefeste biten bu güzellik.Kitaplığımdan her an çıkarıp okyabileceğim bir kitap ve iyiki Sweig.



2)Mahir Ünsal Eriş-Olduğu Kadar Güzeldik
Her bölümde ayrı bir kaybediş,ayrı bir burukluk.Fakat gerek dilinden,gerekse bölüm konularının çekiciliğinden dolayı birkaç defa daha elime alırım diye tahmin ediyorum bu kitabı.Detaylı görüşlerimi buradan okuyabilirsiniz.







3)Hermann Hesse-Siddhartha
Hermann Hesse ile tanışmamı sağlayan bu değerli kitap hakkındaki görüşlerime ve alıntılarına blogumdan ulaşabilirsiniz.





4)Sussana Tamaro-Yüreğinin Götürdüğü Yer Git
Hayran olduğum anneanneler ve onların birinden torununa yazılmış mektuplar.Nasıl okunmaz bu güzel saf sevgi.Sahaflarda da bol bol karşılaşabileceğiniz bir kitaptır kendileri.Edinin derim.

5)F.Scott Fitzgerald-Muhteşem Gatsby
Okurken bir çok tahmin yürüttüğümüz ve çoğunda da yanılmadığım bir kitap.Kurgusu beni aşırı şaşırttı diyemeceğim ama olaydan dolayı keyif alarak okumuştum.(Bakınız son sayfalara doğru da sevginin bağlılığa dönüşmesine dair güzel davranışlar okuyacaksınız.)

6)Chuck Palahniuk-Dövüş Kulübü
Filmini önceden izlemiş ve doğan olarak çok beğenmiş olmama,yani olayı bilmeme rağmen okurken beni tokat gibi çaptı bu kitap.Bunun sebebi de Palahniuk'un kelimemelerinin sertliği.Okurken sayfaları sık sık kapatıp düşündüğüm oldu.




7)Cengiz Aytmatov-Toprak Ana 
Kitaplığımda bulunan bu güzelliği neden bu kadar ertelediğimi bilmiyorum fakat çok pişman oldum başladıktan sonra buna.Bir yandan burukluk veren  bu güzel yaşam hikayesi bazı zamanları hatırlatıyor.

8)J.A.Redmerski-Hiçliğin Kıyısında
İsmini okul arkadaşlarımdan duyduğum bu kitabı alırken bir hayli düşünmüştüm.Normalde bu tarz kitaplar okumayı pek sevmeyen biri olarak,düşünmeden bir yolculuğa çıkmayı konu alan bir kurguyu satın almak pek kolay olmadı.Fakat aldıktan sonra bir günde de bitti kitap.Son sayfayı çevirip kapağı kapatığımda yarım saat son bölüm şokundan çıkamamıştım.Güzel de bir aşka tanık olmak istiyorsanız önerilir.


9)Yaşar Kemal-Neredesin Arkadaşım
Mahir Ünsal Eriş'inkinden sonra okuduğum  bu kitap da bende güzel hisler uyandırdı.İnceliğinden ve YKY'den basılmış olması da elime aldığımda hoşuma giden unsurlardandı.
10)Chuck Palahniuk-Ölüm Pornosu
Kitabın müstehcen bir konusunun olması beni ilk birkaç bölümde rahatsız etmişti doğrusu.Fakat bu duruma alışması uzun sürmedi.Eğer Dövüş Kulübü'nden hemen sonra okumasaydım çok daha zevk alabilirdim diye düşünüyorum.Bu sert kelimeler arasında boğulduğum vakitler de çok olmuştu.


11)Kass Morgan-the 100 Eve Dönüş
Çıktıktan birkaç gün sonra aldığım bu kitapla ilgili görüşlerimi buradan okuyabilirsiniz.




12)Bracken-Karanlık Zihinler
Distopya türünde okuduğum ilk kitaptır Karanlık Zihinler.Aslında D&R'in 10tl indiriminde denk gelmeseydim pek de almaya niyetim yoktu,fakat bu cezbedici fiyat beni denemeye itti.Bu tarz kurgulara alışık olmadığımdan başlarda olayları takip etmekte sıkıntı yaşadım fakat bir yüz sayfa sonra büyük bir zevke dönüştü ve iki günde de bitiverdi.Bazen olayların arasında kaybolduğumu hissetsem de,okurken kendimi bir yay gibi gerdiysem de fark etmeden çok beğendiğim bir kitaba dönüştü.Fakat bu türden kitapları sıklıkla okur muyum bilemiyorum.


Ve Eylül sonunda okullar başladı.Hazırlıktan sonra tüm bolluğuyla gelen dokuzuncu sınıf derslerinde kendime okumaya vakit bulabilmem için büyük şevk,sizin için de güzellikler diliyorum.İyi okumalar!

19 Eylül 2015 Cumartesi

#9 (Mahir Ünsal Eriş-Olduğu Kadar Güzeldik)

İletişim Yayınları
2014
124 sayfa
---

''Meydandaki çay bahçelerinden birine oturmak geldi içimden sonra. Çünkü Erdek bir kitap olsaydı, bu çay bahçeleri ilk cümlesi olurdu onun. Gelindi mi oturulmalıydı. Bir çay, birkaç sigarayla, kıyıda kayığında ağ onaran, çapari kösteği hazırlayan balıkçıları seyretmek, bir tost isteyip, bacaklarıma sırnaşan kedilere atmak, yakın masalarda konuşulanları dinlemek, birini bekliyormuş gibi ikide bir saate bakmak iyi gelebilirdi. Gelmeliydi en azından. Yine yaz akşamları. Yaralı tekneler, küflü sesler. Erdek’te çay bahçeleri, bıkkın orkestra, tatsız garsonlar. Ezine, Susurluk, Bandırma, burası Ankara, orası Samsun! Yalandan bayılanlar,bilmezden gelinenler, kaybolan dayılar… Uykusunda ağlayan adamlar, pişmanlar, yorgunlar. Para için mırın kırın, laf dokunduran konuşmalar. Nerede bu Türkan Şoray?''

   Bazı kayboluşları,bulunma çabalarını,gözümüzün önündeyken göremediğimiz hayatların birinci kişi ağzından kaleme alınmış hikayeleri...
 
   Bundan önce Mahir Ünsal Eriş'in Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde kitabını kütüphaneden ödünç alıp okumuştum.Bitirdikten sonra da kitaplığımda bulunmamasından dolayı çok üzülmüştüm.Olduğu Kadar Güzeldik'e de aynı beklentiyle başladım ve yine şaşırmadım.Mahir Ünsal Eriş'in o güzel kalemine,acı kahve tadındaki hikayelerine olan hasretimi bir nebze olsun dindirebildim.

   Bir kaç bölüm okuduktan sonra kitabın inceliğiyle ilgili keşkelerim oldu fakat sonlara yaklaştıkça fark ettim ki eğer daha kalın olsaydı kitap,o kaybedişlerin arasında ben de kaybolabilirmişim.Her güzel şey gibi tadında bırakmak gerekirmiş.Sonrasında alınacaklar listesine ''Dünya Bu Kadar''ı da ekleyebilmek için.

   Bu arada hikayeler arasında başlarda bulunan ''Benim Adım Feridun''u çok beğendim.Son sayfada geçen nottan öğrendiğim üzere 2012'de Duvar dergisinde yayımlanmış bir hikayeymiş.Kütüphanenin süreli yayınların merdivenleri görünüyor bana da.Bir diğer yazıya kadar,güzelikle kalın.İyi okumalar.

18 Eylül 2015 Cuma

#8 (Kass Morgan-the 100 Eve Dönüş)

Go! Kitap
2015
328 sayfa
---




''100 ekibi Dünya'ya inişlerinden haftalar sonra nihayet bir düzen kurmayı başarmıştır ama kolonicileri taşıyan yeni iniş gemilerinin Dünya'ya gelmesiyle birlikte,hassas dengeler yavaş yavaş bozulmaya başlayacaktır.''





  Serinin,kısa bir süre önce çıkan üçüncü kitabı ''Eve Dönüş'' hakkındaki görüşlerime başlamadan önce kapağını çok beğendiğimi belirtmek istiyorum.Normalde evde dağ gibi birikmiş okunacaklar olduğunda kendime bir süre kitap almayacağım hakkında söz vermiştim fakat bu sözü D&R'de Eve Dönüş'ün o muhteşem kapak tasarımını ve Go! Kitap'ın mıknatıslarını görene kadar tutabildim.
Yaza girdiğimizden,reading slumpların artmasından,Eve Dönüş'ün yaz sonuna denk gelmesinden vesaire ikinci kitapla üçün arasında diziyi izleyen bir çok kişi vardır benim gibi.Büyük ihtimalle onlar da kitabı okumaya başlamadan olayların çorba olacağından korkabilirler.İlk bölümü okuyana kadar aynı korkuya ben de sahiptim.Fakat sonrasında bu korkum buhar olup uçtu çünkü gelişen olayların geçmişle bağlantılı olması,diziyle kitabın farklarını görmemi sağladı.Tabiki arada kafamı karıştıran bazı unsurlar oldu fakat bu kitabın akıcılığına etki etmedi ve ben kendimi şaşırtmayarak,diğer ikisi gibi Eve Dönüş'ü de bir günde bitirdim.

   Normalde bu tarz kitapları sevmeyen biriyim fakat the 100 serisi benim için çok ayrı oldu.Bu yüzden yazdıklarım sizde büyük beklentiler oluşturup,sonrasında da hayal kırıklığına yaratabilir.Fakat ben Eve Dönüş'ü de diğerleri gibi çok beğendim.Kass Morgan yine tüm duygularını bizimle paylaşıyor.Ölenlere beraber üzülüp,zaferlere beraber seviniyoruz.

   Bu kitabı okurken de güzel satırlara denk geldim,aşağıya bıraktım fotoğrafta görebilirsiniz.Kitap hakkında söyleyeceklerim bu kadar.Seriye devam etmenizi,başlamadıysanız da vakit kaybetmemenizi öneririm.Dizisinden daha iyi olduğunu da her fırsatta söylerim.İyi okumalar!

14 Eylül 2015 Pazartesi

London



Ve seyahatimin en heyecanlı,en yorucu bir o kadar da zevk verici dört günü.Gitmeden önce yapıtlarını,mağazalarını,sokaklarını beğeneceğimden emindim;fakat sonunda hayran kalacağım bir şehir olacağını bilmiyordum.
   Beş yüz fotoğraf ve yüz videoyla ölümsüzleştirmeye çalıştığım Londra'daki dört
günde nereleri gördüm?




1)WESTMINSTER ABBEY
Önünde durduğumuzda Big Ben'i London Eye'ı ve bir sürü telefon kulübesini,kısacası temsili Londra'yı görebildiğiniz,Darwin ve Newton gibi değerli kişiliklerin mezarlarının bulunduğu kilise.Biz gittiğimiz sırada dış duvarları yenileme olduğundan fotoğraflar pek hoş olmamışlar.Bu nedenle alıntı paylaşıyorum.


2)BUCKINGHAM PALACE
   İngiliz kraliyet ailesinin 775 odalı,gösterişli sarayı.(Bu gösterişi Aksaray'a benzetmemek elde değil.)Biz gittiğimiz sırada Elizabeth'in içeride olduğunu belirten bayrak çekiliydi ve yine zamanlamamızdan dolayı kraliyet askerlerinin nöbet değişimlerini izleyebildik.Bu denli değerli bir mekanın turistlere açık olması beni de hayran bıraktı açıkçası.




Bizlerin en çok ilgisini çeken şey kraliyet askerleriydi.Hatta bazılarıyla kısa sohbetler bile edebildik.









                                   







Ve evet.Atların hepsine kadınlar biniyor.




3)TRAFALGAR SQUARE
National Gallery'nin bahçesi de diyebileceğimiz bu meydan,bir çok sokak sanatçısına sahne oluyor.(Londra'da en çok hoşuma giden şeylerden bir de buydu.Sokak sanatçılarına çok büyük bir destek var.)Buraya geldiğimizde sırf bir pandomim sanatçısını izleyebilmek için galeriye giren gruptan ayrılmıştık.Ve tabiki değdi.

(Videoyu izleyiniz.)





4) THE NATIONAL GALLERY
   Trafalgar Square'de bulunan,2300'den fazla parçaya sahip,yılın 361 günü ücretsiz girişi olan;Londra'nın en popüler galerilerinden biri.Hem fazla zamanımız olmamasından,hem de çok büyük bir alana yayılmış olduğundan tamamını gezemedik,ki gezmeye kalksak iki günümüz giderdi sanıyorum.Burada da zamanımızın çoğunu fotoğraf çekmeye harcadık.













Londra'da ilk günümüzün planlanan kısmı burada sona erdi.Ardından aldığımız uzun süreli serbest zamanda gittiğimiz yerler;
5)M&Ms WORLD
   Londra'ya gidecek olan M&Ms aşığı bir kişinin tüm mal varlığını yatıracağı mağaza.Aşık olunabilecek tasarımların bulunduğu bu yerde,fiyatlar da gayet aşık olunası.







6)PICCADILLY CIRCUS
   Londra puzzlelarına,tablolarına malzeme olan,Eros heykelinin bulunduğu meydan.Burada da,her yerde olduğu gibi,sokak sanatçıları gayet fazla ve bir çok sokağa buradan girebiliyorsunuz.


6)CHINESE TOWN
   Çin restronanlarının ve Çin kültürüne ait öğelerin bulunduğu sokaklar.Yürürken kulağınıza gelen çince müzikler,her köşe başında gösteri yapan dansçılarla karşılaşabilirsiniz.(Burada bir çok yelpaze dansını izleme fırsatmız oldu.)

Londra'daki ilkgünümüz böyle sonlanıyor.Bir hafta sonra aynı gün gezimize kaldığı yerden devam

7)TATE MODERN
   Yine içinde bir çok değerli eseri barındıran bir müze.Dinlenme alanının bize sunduğu rahatlığından dolayı,telefonumu bir köşede şarja bırakıp gezintiye çıktığım için pişman olduğum,ilgimi fazlaca çekenleri malesef fotoğraflayamadığımdan dolayı bir daha gitmek istediğim bir yer.(Şu seyahatte en çok üzüldüğüm noktalardan biri.)





   Ve Tate Modern'den sonra British Museum'a geçerken ünlü Londra metrosuyla kısacık bir tanışmamız oluyor.İyiki de olmuş diyorum şimdi,çünkü sokaklarda dolaşmasaydıkulaşımı küçücük bir servisin içinde yaparsaydık Londra'yı bu kadar iyi tanıyamazdık.İnanın adım adım gezmek,otobüs camından ya da fotoğraflardan gördüğümüzden bin kat daha değerli.
   Bu arada herkes gibi ben de Londra metrosunu çok beğendim.Her ne kadar kısacık bir mesafe için yüz kere aktarma yapıp her defasında kaybolma tehlikesi geçirsek de.




Merdivenlerin sol tarafının acelesi olanlara ait olduğu kuralı,en çok itaat edileni.


8)BRITISH MUSEUM
Bir çok kültüre ait koleksyonların bulunduğu,büyüklüğüyle bütün enerjimizi sömüren bir müze.Buranın da tamamını gezmeye hem fırsat hem de derman bulamamıştık.
 ''PLEASE TOUCH''









9)MADAMME TUSSAUDS
   İçinde Atatürk'ün de olduğu,bir çok ünlünün balmumlarının bulunduğu müze.Giriş sırası hayli fazlaydı ama biz randevulu olduğumuz için hemen girebildik ardından hemen fotoğraf çekinmeye başladık.Biri Londra'nın balmumlarıyla tasvir edilmiş olduğu üç boyutlu bir tura çıktık.Beş dakika süren bu turda İngiliz kültürüne ait bir çok şey görebildik.(Yine üç boyutlu bir tane daha tur vardı fakat vakit sorunundan ona katılamamıştık.) Galiba hafızamı da burada doldurmuştum.



















Londra'daki ikinci günümüz Madamme Tussauds'ta sona eriyor.Üçüncü günümüz programı da alışveriş için düzenlenmişti.Üçüncü günde,yarım günümüzün hepsini Westfiels Mall'da harcıyoruz.
10)WESTFIELD MALL
Aklınıza gelebilecek her mağazayı bulunduran,çok büyük bir alışveriş merkezi.(Marka düşkünü olan bir insan olmadığımdan beni pek de cezbetmedi.).Kapalı mekanlarda alışveriş yapmayı sevmediğimden ve buranın da ayrı bir kalabalığı olduğundan bana pek hoş gelmemişti.Ayrıca klasik bir alışveriş merkezinden bir farkını görmediğim için de çok fotoğraf çekmemişim.(Altaki de alıntı.)

11)LONDON EYE
Londra'daki üçüncü gün,diğer ikisinde olduğu gibi,otobüsün bizi London Eye çevresinde bırakmasıyla başlıyor.Diğerlerinden farklı olarak,üçüncü günde,kendi isteğimizle ücretini karşılayıp randevu aldığımız London Eye'a biniyoruz.London Eye bildiğiniz gibi tek kabinine yirmi beş kişi alabilen,her bir seferinin kırk beş dakika sürdüğü,büyüklüğüyle de ünlü olan dönme dolap.Bu kırk beş dakikalık sefer bize Londra'yı tepeden fotoğraflamamıza yardımcı oluyor.(Bu yüzden burada da bir hayli fotoğraf çekmişim.)







12)HYDE PARK
   Hyde park,Londara'nın en büyük kraliyet parkı ve dünyada bilinen en büyük parklardan biriymiş.Bu kadar büyük olması,kalabalığı belli etmemesini de sağlıyor.Biz de öğle yemeğimizi buradaki ağaçlardan birinin gölgesinde yemiştik.

(*ilk fotoğraf alıntı)
13)HARD ROCK CAFE LONDON/ROCK SHOP
   Hard Rock Cafe'nin Londra'daki şubesi.Gerek zamansızlıktan,gerek kapı önündeki sıradan,gerekse fiyatları az çok tahmin edebildiğimizden sadece Rock Shop'u gezebildik.Mağazanın duvarları önemli koleksyon parçalarıyla dekore edilmiş,kulağınızda bir rock müzik.Lakin bunların hiç biri fiyatların can yakıcılığını değiştirmiyor.


14)CAMDEN TOWN
   Camden,Londra'nın alışılagelmiş düzeninden baya farklılıklar gösteren bir semti.Pazarında bir çok kıyafeti,kitabı,plakları,albümleri uygun fiyata bulabileceğiniz standlar var.Dükkanlarını da bizim Kızılay Karanfil'deki pazarlara da bir hayli benziyor.



15)OXFORD STREET
   Camden Town'dan sonraki ve son durak Oxford Street.(Üniversite olan değil.)Yüzlerce markanın ve bir çok sokak sanatçısınınn bulunduğu Oxford Street'te hediyelik eşyaların fiyatı,diğerlerine kıyasla daha ucuz.Hem bundan,hem de alışveriş için son durağımız olduğunda paramın büyük bir kısmını burada harcadım.(Alışveriş yapmaktan fotoğraf çekmeye pek vakit bulamamışım burada da.)



Ve Londra'da dördüncü günümüz de böyle sonlanıyor.Sıradaki son buluşmamızda,gözyaşlarıyla dolu bir vedalaşma yaşıyoruz tren garında.Beni çok şaşırtan,kendine aşık eden şehir;tekrar Londra!