30 Haziran 2016 Perşembe

Haziran 2016

Bunlatıcı sıcaklarıyla bize 'Hoşgeldin' diyen haziranın sonuna geldik.Dopdolu bir aydı fakat ben bu ay kitaplara vaktimi çok ayıramadım.Diziler ve filmler benimle birlikteydi bu ay ve yanında da dört tane kitap;
1)Halil Cibran-Ermiş
   Bu kitabın ismini hepiniz gibi ben de çok duymuştum.Bir ilahi varlık var ve aşk,tutku,zaman gibi bir çok olguyu tanımlıyor.Bütün sayfaları aklıma kazıyarak okuduğum bir kitaptı.Ertelemeyiniz.
2)Stefan Zweig-Mürebbiye
   Okumaktan en zevk aldığım yazar bu incecik kitapta da beni şaşırtmadı.İçindeki kısa hikayeler su gibi bitti.Zweig okuyunuz.
3)Tolstoy-Çocukluk
   Tolstoy'un kendi hayatını anlattığı üçlemesinin ilk kitabı çocukluk.Okurken çok keyif verdi ve öyküleştirme mükkemmel.Umarım yakın zamanda devamlarını da edinebilirim.
4)William Morris-Hiçbir Yerden Haberler
   Yirminci yüzyılda yazılmış bir ütopik roman.İngiltere'de kominist bir yönetim kurarak bu düzenin başka zamandan gelen birine anlatılması üzerine kurulu bir kitap.Kurgusu akıcı ve okurken sıkıldığımı söyleyemem.

Sıcaktan terleyerek geçen bu ayın sonunda hepimiz için daha ferah günler diliyorum.Şimdiden iyi bayramlar.

24 Haziran 2016 Cuma


''sokma güneşle arana,
imkânsızın parıltısını!
ve tanımadan, hiç tanımadan sev insanları!
değişmenin ebedî olduğu yerde
güzeldir hayat!''


   İnsanız ve bundandır bazı korkularımız.Doğruyu söylemekte korkarız,dürüst olmaktan,insanlara selam vermekten korkarız bundandır asansöre binmeyişimiz bazı günler,yalnızlıktan korkar kalablığa koşarız,karanlıktan kaçarız ama kitaplıklarımız boştur hala ve korkarız;değişmekten korkarız.
   Aynı kalmak isteriz.'Dün' kelimesi bile 'Bugün'den farklıyken biz aynı kalmak isteriz.Her sabah güneşin doğuşundan memnun oluruz aynı saatte fakat düşünmeyiz hiç farklı amacı olduğunu her bir farklı günü başlatırken 'Günaydın'la.
   Farklıları dışlarız hep çünkü neden farklı olalım insanız işte iki kol iki bacak.Çünkü aynı dünyada yaşıyoruz aynı anda.Farklı olamaz çünkü farklılık ayrıklıktır ve biliriz ki sürüden ayrılanı kurt kapar.
   Aslında büyükler yani büyük işler başarıp başkalaştıranlar bu cesur insanlar.Yepyeni bir şeyi ortaya atarken bütün riskleri önüne koyup 'Korkmuyorum'' diyebilenler.
   Biz de diğerleri...Hep beslenenler,sürekli bekleyenler ve aynı kalanlar.Diğer farklı kelime olan 'Yarın'a aynı şeyleri dileyerek uyuyan ve aynı güneşin ışıklarıyla uyanacak olan.

15 Haziran 2016 Çarşamba

Atatürk Lisesi'nde iki yıl

   Çocuktuk,sivilcelendik ergen olduk derken geldik liseye ve Atatürk Lisesi'nde iki yılı doldurduk kısacık gelen şu zamanda.Kendimi keşfettiğimiz ve dünyayı tanımada büyük adımlar attığımız şu yaşlarda,hayatımızın en güzel tecrübelerini yaşıyoruz galiba.
   Geçen sene hazırlık senesini özetle bir yazı yazmıştım ve her sınav haftası ''Ne kadar şanslıyım ki nefes alabilmişim.'' cümlesini hatırlamama yardımcı oldu bu yazı.Dokuzuncu sınıf yazısını okurken de ''Neler çekmişsin İdil Sivaslı helal olsun.'' diyebileceğimi umut ederek başlıyorum.
   Şaka bir yana şeker gibi gelen bir hazırlık yılından sonra bu tempoya alışmak hem bedenen hem de ruhen hepimizi çok yordu açıkçası.En basitinden okuldan alıştığımız saatten bir ders sonra çıkıyorduk ve başta bu neredeyse bütün hayatımıza mal olacakmış gibi gelmişti.Rutinlerimizi düzene sokmakta çektiğimiz sıkıntılar bize önceden söylenilenlerdendi.
   Dokuzuncu sınıfın ağır bir müfredata sahip olması ve bizim verdiğimiz bu ara sınav haftalarında ek bir zorluğa dönüştü ama olumlu olarak daha fazla çalışma zorunluluğu gibi etkileri vardı.Yani dersler konusunda tamamen olumsuz şeyler yaşadığımızı hiçbir zaman söylemem.Diğer okullarda hazırlık okumayan dokuzuncu sınıflarla derse olan samimiyetimiz başta eşit olmaması çabalama etmenini beraberinde getirdi ve baştaki bütün bu zorluklar azalarak sona erdi.
   Yabancı diller konusunda hazırlıktan sonra doğrusunu söylemek gerekirse büyük bir boşluk dokuzuncu sınıf.Ders saati yarıya inen ikinci yabancı dil saatleri,tekrar niteliğinde olan İngilizce ilgi toplamaktan ziyade birer keyfi derse dönüştü zorunlu olarak hepimizde çünkü hazırlıkta ayırdığımız zamanı çok daha fazla derse paylaştırmak zorundaydık bu sene.
   Bunun yanında Atatürk Lisesi'nde bir yılını doldurmuş bir birey olarak;İngilizceyle olan bağımı sıcak tutmak adına adımlar attım.Önceki yazılarda belirttiğim gibi MUNlara katıldık,videolar yaptık,projelerde görev aldık. Bu da aslında ''Hazırlıkta öğrendiklerini üniversiteye unutmayacak mısın?'' diyenlere güzel bir cevap oldu bu sene.
   Eğer bu yazıyı okuyanlar arasında aynı durumda olup dokuzuncu sınıfa geçen varsa söyleyeceğim önemli şeylerden birisi çabaladıkça hiç bir öğrenim yılı sizi yıldıramaz.Bu kararı vermede ne kadar zorlanırsanız zorlanın sonunda başarıp;ağlamaklı sınav haftalarıyla değil,güzel ortalamasıyla ve katıldığınız etkinlik fotoğraflarıyla muhteşem bir dokuzuncu sınıf geçirmiş olursunuz.
   Nasıl başlayıp bittiğini anlayamadığımız bu senenin sonunda size bu yazının bir gözlem ürünü olduğunu ve beş parmağın beşinin de bir olamayacağını hatırlatmak isterim.Hepinize iyi tatiller.