22 Ocak 2015 Perşembe

 Mektup . . . Ağzı bantlanmış renkli kağıtların içine sığdırabildiğimiz özlemler , yepyeni dünyalar , korkular . . . Hayatımın en büyük tutkularından biri . 

   Çocukluğumdan beri yazmayı seven biri olmuşumdur . Mürekkebin kağıtla buluşup yeni dünyalar kurmasına her zaman hayran kalırım .  Okulda kavga ettiğim arkadaşıma özürümü yazıyla dile getirir ; hiç ulaşmayacak birine , gönderilmeyecek olan mektuplar yazardım . Yazmaya olan bu aşkımdan dolayı yurt dışına taşınan bir arkadaşımla sosyal medyadan yazışmak yerine mektup yazmaya kadar verdim . Mektuplaşmaya olan susuzluğumu birazcık giderince neden ' gerçek ' bir mektup arkadaşı aramadığımı düşündüm . Hemen internetten mektup arkadaşı aramaya başladım . Uzun bir arayıştan sonra İstanbul'da yaşayan birinin adresini aldım . Adresi aldıktan hemen sonra o kişi hakkında her şeyi hem geçmişten hem kafamdan sildim . Çünkü gerçek bir mektup arkadaşıyla ilgili bilgiler sadece mektup yoluyla edinilebilir . 

  Genelde sabırsız olan taraf olduğum için ilk mektupları ben yollamayı isterim . Fakat cevabın geleceği o süre zarfında da kaç kere pişman olurum . İlk mektubumu uzun bir süreden sonra elime aldığımda dünyalar benim olmuştu . Sanki dokuz ay boyunca bebeğini sabırla karnında taşıyan bir annenin ilk dokunuşu gibiydi çocuğuna . Eve merdivenleri üçer üçer atlayarak çıkmıştım . Anneme haberi müjdeleyip hemen okumaya başlamıştım . 
  O zarfın içinden çıkanlar beni başka bir galaksiye götürmüştü sanki . Hiç beklemeden cevabı yazmıştım .

 O mektubun elime geçtiği ilk günden beri zarfların
 olduğu her yer bana güzel . Yeter ki bantları açılmamış olsun . . . 



Yazımı Zülfü Livaneli'nin çok sevdiğim bir şiiriyle bitiriyorum . 



''Mektup 

Bir mektup 
Üç satır yazı 
Gönlünün karası 
Tırmalamış ak kağıdı 

Üç satır kara tırmık 
Gönlünün karası 
Tırmalamış ak kağıdı 

Bir sevda 
Bir kara sevda  
Gönlünün sızısı  ''

20 Ocak 2015 Salı

Her biri ayrı ama birbirinin aynı günler...

06:10
Sendromlu bir pazartesi sabahında daha dinç olabilmek için on dakika erken kurduğum alarmımı lanet ederek kapatıyorum . Gözlerimi açık tutmaya zorlarken bir yandan da 'ne kadar sıradan bir başlangıç' diye içimden geçiriyorum . 
07:08
Evime yirmi üç kilometre uzak olan okuluma yol almak için en güzel toplu taşıma aracı tren . İnsanların raylar üzerinde yolculuğa çıkarken bunu sadece bir varış olarak görmemesi hoşuma gidiyor . 07:08 treninde imrenerek baktığım üniversite öğrencileri hayallerimi sahneye geçiren oyuncular sanki . 
08:00
Her sabah olduğu gibi bu sabah da tren durağıyla okul arasındaki mesafede yürürken arkadaşlarımla sohbet ediyoruz . Aynı zamanda okula dört bir yandan giren öğrencilere bakarak okulu bir karınca yuvasına , biz öğrencileri de hayalleri için durmadan çalışan karıncalara benzetiyorum . 
08:50
En zevk aldığım derslerin birini sonlandırmış bulunmaktayız . Ayrıca dersimin öğretmenini de bize her pazartesi sabahı kendi pazartesilerini anlatıp şu sendroma bir son vermemizi söylüyor . Normalde bu tarz konuşmaları pek sevmem ama hem öğretmenime duyduğum hayranlık hem de düşüncelerini dile getirdiği cümleler bana büyü yapıyor ve söylenen her şeyi kafama kazıyorum .
11:20
Her gün olduğu gibi bugün de can havliyle sınıfımıza neredeyse evimiz kadar uzak olan yemekhaneye koşuyoruz . Amacımız yemeğimizi yedikten sonra derse koşmadan yetişebilmek . Yemeğimi yerken etrafımdaki insanları inceliyorum . En yakın arkadaşım kendini yeni arkadaşlar bulmuş ve yanımda değil . Aynı masada sohbet edebileceğim bir insan bile yok . Kendi kendime ' Artık alıştım. ' deyip yemeğimi bitiriyorum ve sınıfa koşuyoruz . Derin bir nefes ve evet. Yarışı biz kazandık . Öğretmenimiz daha sınıfa gelmemiş . 
12:15
Upuzun ve bomboş geçecek olan bir öğle arası daha . Eve ödev bırakmamak için defterimi açıyorum ve o sırada arkadaşlarım yanıma geliyor . Tanrıya şükür . Koca bir öğle arasını sıkılarak geçirmeyeceğim . 
14:30
'Pazartesiyi atlattıysak hafta biran önce bitecektir . ' düşüncesiyle tren garına ilerliyorum . Bu saattlerde tren bomboş . Oturacak yer bulup dün başladığım kitabı okumaya devam edebileceğim . Trenin gelmesine beş dakika daha var . Arkamda da bir grup üniversite öğrencisi . Duyduğum kadarıyla tıp okuyorlar . Anlamadığım terimler adeta beni kendilerine aşık ediyor ve düşüncelerimi yineliyorum ' Hayaller ; gerçekleştirilmeyi talep eder . ' Tren geliyor . Boş bir koltuk bulup hemencecik kuruluyorum . Karşımda bir anne-kız . İkisinin elinde de bir kitap . Yüzüme minik bir gülümseme yerleşiyor . 
14:50
İki durak sonra bulunduğum vagona 07:08 treninden görmeye alıştığım bir genç biniyor . Bahsettiğim anne-kızın yanına oturuyor . Hiç vakit kaybetmeden çantasını açıyor ve içinden geçen hafta bitirdiğim kitabı çıkarıyor . Ne kadar güzel bir manzara . Böyle bir görüntüye hasret kaldığımı fark ediyorum.
15:30
Sonunda evdeyim . Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen bir okul gününden sonra annemle sohbet ediyorum . Annem . . . En iyi sırdaşım , en yakın arkadaşım . Okuldaki insanların yalancı gülümsemelerininden sonra annemin bu içtenliği beni kendine daha da yakınlaştırıyor . İyi ki var . 
17:00
Ödevlerimi bitirdikten sonra bir şeyler okumak için içeri odaya geçiyorum . Birkaç sayfadan sonra hiçbir şey anlamadığımı fark ediyorum . Kafam çok meşgul bu aralar . Odaklanamıyorum bir türlü . En sonunda pes edip kitabı elimden bırakıyorum . 
18:00
İnternette gezinirken uzun zamandır izlemeyi istediğim oyunun iki hafta sonra bana uygun bir saatte gösterimi olduğunu görüyorum . Tiyatro . . . Galiba hayatımın en  güzel zamanlarını o sahne karşısında geçirmişimdir . Dünyalar benim . Sonraki gün hemen bilet almaya gideceğim .
20:00
Hava kararalı saatler oldu . Ablamsa üniversite sınavına hazırlanan her öğrenci gibi sabah çıktığı evine yeni giriyor . Annemle yaptıkları rutin tartışmaları yine sessizlikle karşılıyorum . Çünkü her gün aynı sözleri söylemek ve onların bunları duymaması canımı sıkıyor . İşlerine karışmamak en iyisi . 
22:00
Bitmeyecekmiş gibi gelen bir günün daha sonuna geldik . Yatağıma yerleşip hayaller alemine dalıyorum . Gözümü kapatır kapatmaz kendimi işini edinmiş başarılı bir doktor olarak görüyorum . Galiba trende gördüğüm kadın benim ve yanımdaki de kızım . 

Derkeen 06:10 alarmı dünün kopyası olacak bir günü başlatmak için tekrar çalıyor.

18 Ocak 2015 Pazar

Özlediklerimiz Üzerine







Geçen günlerde evimizdeki 90'lardan kalma 
Atlas dergisi koleksiyonunu incelerken Gürle'yi tanıtan birkaç sayfaya rastladım . Fotoğraflara göz gezdirirken çocukluk günlerimi hatırlatan bir fotoğrafa gördüm .


 Hatırlarım , on sene evvel annem çalıştığından dolayı bana anneannem bakardı ve gün boyu evde sıkılmamak için dışarılara küçücük semtimizi keşfe çıkardık . Her köşe başında durur , tanıdığımız insanlarla sonu gelmeyecek sohbetlere dalardık . Kimisi günümüzde bunu dedikodu diye adlandırıyor ama ben hiç de böyle düşünmüyorum . Dedikodu birilerini arkasından çekiştirmekse , bizimkisi yanında sadece haberleşme olarak kalırdı.



 Bakıp da yanıyorum bu fotoğrafa . Artık pencereden bağırışan çocuk sesleri duymuyorum . Oysaki kendime söz vermiştim , asla oyun oynarken bizi balkonunun önünden kovan teyze gibi olmayacaktım . Keşke diyorum günümüz çocukları bizler gibi olsa,tatsa o teyzenin sesini duyuşumuzdaki kaçış heyecanımızı ve keşke teyzelerimiz hala otursa köşebaşlarında .


 Geçen gün uzun zamandır kimselere günaydın demediğimi farkettim . Kendime gördüğüm tüm tanıdık insanlara selam vereceğime dair söz verdim . Çıktım ve gözlerim tanıdık birilerini aradı saatlerce . Kimseler yoktu köşebaşlarında . Hiçbir çocuk oynamıyordu bin bir çeşit aletin bulunduğu oyun parkında . Sokaklarda susuyordu . 

Ve düşündüm . Bunu mu hayal ederek büyümüştük biz ? Bu muydu senelerce gelişelim diye uğraştıkları dünya ? İletişimi artırmaya çalışırken kökünü mü kurutmuşlardı acaba ? Düşünmenin sonunda elimde olan yalnızlık hissi ve nedeniydi . Kendi kalabalığımız içinde yanlızlığa zorlanıyorduk . Bundan ortaya çıkıyordu depresyon hastalığı .
 Eminim ki bu dünyayı hayal ederek büyümemiştik biz . 



Kafamda da bir soru daha var aslında . Bize bağıran teyze hayatta mıdır ki hala?