18 Ocak 2015 Pazar

Özlediklerimiz Üzerine







Geçen günlerde evimizdeki 90'lardan kalma 
Atlas dergisi koleksiyonunu incelerken Gürle'yi tanıtan birkaç sayfaya rastladım . Fotoğraflara göz gezdirirken çocukluk günlerimi hatırlatan bir fotoğrafa gördüm .


 Hatırlarım , on sene evvel annem çalıştığından dolayı bana anneannem bakardı ve gün boyu evde sıkılmamak için dışarılara küçücük semtimizi keşfe çıkardık . Her köşe başında durur , tanıdığımız insanlarla sonu gelmeyecek sohbetlere dalardık . Kimisi günümüzde bunu dedikodu diye adlandırıyor ama ben hiç de böyle düşünmüyorum . Dedikodu birilerini arkasından çekiştirmekse , bizimkisi yanında sadece haberleşme olarak kalırdı.



 Bakıp da yanıyorum bu fotoğrafa . Artık pencereden bağırışan çocuk sesleri duymuyorum . Oysaki kendime söz vermiştim , asla oyun oynarken bizi balkonunun önünden kovan teyze gibi olmayacaktım . Keşke diyorum günümüz çocukları bizler gibi olsa,tatsa o teyzenin sesini duyuşumuzdaki kaçış heyecanımızı ve keşke teyzelerimiz hala otursa köşebaşlarında .


 Geçen gün uzun zamandır kimselere günaydın demediğimi farkettim . Kendime gördüğüm tüm tanıdık insanlara selam vereceğime dair söz verdim . Çıktım ve gözlerim tanıdık birilerini aradı saatlerce . Kimseler yoktu köşebaşlarında . Hiçbir çocuk oynamıyordu bin bir çeşit aletin bulunduğu oyun parkında . Sokaklarda susuyordu . 

Ve düşündüm . Bunu mu hayal ederek büyümüştük biz ? Bu muydu senelerce gelişelim diye uğraştıkları dünya ? İletişimi artırmaya çalışırken kökünü mü kurutmuşlardı acaba ? Düşünmenin sonunda elimde olan yalnızlık hissi ve nedeniydi . Kendi kalabalığımız içinde yanlızlığa zorlanıyorduk . Bundan ortaya çıkıyordu depresyon hastalığı .
 Eminim ki bu dünyayı hayal ederek büyümemiştik biz . 



Kafamda da bir soru daha var aslında . Bize bağıran teyze hayatta mıdır ki hala?





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder