Ne zaman bir kitapçıya girsem,ki bu seneye kadar kitapçıya yılda en fazla altı defa giderdim,ilk sorduğum kitap bu oldu.Gerek kapağı gerekse isminden beni kendine çeken bir yanı vardı.Fakat gelin görün ki bu kitapçı ziyaretlerimin hiç birinden kitabı alarak çıkamadım.Buna belki şans diyoruz belki kader.Listemden senelerce üstünü çizemediğim...
Son zamanlarda Adnan Ötüken İl Halk Kütüphanesi'ni çok ziyaret eder oldum.Bu ziyaretlerim bazen sadece iade diye girip üç saat boyunca çıkamamamla,bazen de aceleyle favori raflarımdan rastgele bir tane çekip çıkarttığım kitabı ödünç almamla sonlanır.Geçen hafta,derse yetişmem gerektiği için koşar adım içeri girip,raflarda kararsızlıkla göz gezdirirken çok rağbet gören İngiliz Edebiyatlarından eserlerin bulunduğu raftan bir güzellik çarptı gözüme.Haftayı bir kitapla sonlandıramayacağımı bildiğim için bir kaç kitap daha aldım,fakat elimdekilerin en üstünde hep Her Kalp Kendi Şarkısını Söyler durdu.
Kitapları ödünç aldıktan sonra iki gün,ki bana iki ay gibi geldi,elimdeki kitabın sonlanmasını bekledim.Ardından hiç vakit kaybetmeden okumaya başladım.İlk bölümü bitirdikten sonra bu kitabın benim kitabım olduğuna yönelik hislerde ne kadar haklı çıktığımı gördüm.Gerek anlatım dili olsun,gerek hikayesi olsun beni anında içinde çekti.Hemen sonrasında bende kitabın hemen biteceğine dair bir korku büyümeye başladı.Her gün yüz sayfadan fazla okuyan ben,bu korkumdan dolayı ellişer sayfa okumaya başladım.Okumayı her ne kadar yaymış olsam da hikayesi kalbimde bir yerlere hitap ediyordu.
Ve dün,havanın şeker gibi olduğu bir cumartesi günü,balkonda hafif esen rüzgar eşliğinde kitabın son sayfasını çevirdim.Sonrasında fark ettim bu kitaba neden bu kadar geç kavuştuğumu.Güzel şeyler hep geç ve beklenenler hep en büyük güzelliklerle gelirmiş.
Bu yazı da benim ve,diğerleri eklenene dek,favori kitabımın benim hayatımdaki hikayesi olsun.Bir nevi biyografi.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder